18 Haziran 2022 Cumartesi

Abdülselam Efendi Mardin Tarihi - HÜSEYİN HAŞİMİ GÜNEŞ

Mardin Tarihi İhtisas Kütüphanesi Yayın No:17

Hazırlayan

Hüseyin Haşimi Güneş

Yayın Tarihi İstanbul–2007

Kitabın tüm hakları: MARDİN VALİLİĞİ'NE AİİTTİ

OSMANLI HAKİMİYETİNDE MARDİN

........

SAYFA 95

Silahtar veziri Mustafa Ağa (Miladi 1787) Bir yıl idarecilik yaptı. Bu voyvoda, Serdar Muhammed Ağa ve Hasan Tuti tarafından öldürüldü. Sonra; Üçüncü defa Millizade İsa Bey Mardin idarecisi oldu (Miladi 1787) 6 ay idarecilik yaptı. İkinci defa İbrahim Efendi (Miladi1788) 2 yıl idarecilik yaptı. Bunun döneminde sultan Abdülhamid öldü. Yerine sultan Selim geçti. Dördüncü defa İsa Bey idareci oldu (Miladi 1790). Bu dönemde sultanın emriyle Bağdat Valisi Süleyman Paşa, Milli Timur Ağa’yı ele geçirmek için Mardin’e doğru geldi. Önce Harzem’de ordusuyla konakladı. Haberi alan Timur Ağa hemen Sincar’a kaçarak kurtuldu.

Aradan bir yıl geçtikten sonra Timur Ağa Bağdat’a giderek Süleyman Paşa’ya sığındı. Affedilmesi için Süleyman Paşa’nın Sultan’dan aracı olmasını ve kendisine vezirlik makamına getirilmesini istedi. Bu isteklerini kabul eden Süleyman Paşa, Sultan’ın Timur Ağa’yı affetmesini ve Reha’ya vezir olarak atanmasını sağladı. Bunun üzerine Timur Ağa Reha’ya gitti (1215). Ancak, Reha halkı Timur Ağa’nın kendilerine vali tayin edilmesine karşı çıkarak şehre girişini engellediler. Halkın isyanı, sultan’ın Timur Ağa’yı azlettiğini bildirinceye kadar devam etti.

Ardından Süleyman Paşa Mardin’e doğru hareket edince Timur Ağa kaçtı. Süleyman Paşa, Musan aşiretine mensup 120 Yezidiyi ansızın öldürdü. Sürgücülü Hüseyin Ağa ile Ğurslu Hacı Hasan Ağa’yı Mardin çarşısında astırarak idam etti (24 Eylül 1791).

SAYFA 96

O sıralarda Mardin surları Timurlenk saldırılarından veya Kasım Padişah döneminden beri harabe durumdaydı. Süleyman Paşa, Sultan Selim’den surların tamir edilmesi için izin alarak üç yıl devam edecek bir tamir sürecini başlattıktan sonra Bağdat’a döndü (01 Ekim 1791)

Aynı yılın Recep ayında Mardin voyvodası İsa Bey’in önderliğinde surların tamiratına başlandı. İsa Bey iki yıl voyvodalık yaptıktan sonra Zilhicce ayında arefe günü vefat etti (Miladi Temmuz 1792).

Yerine kardeşi Mehmet Necib Bey geçti. Zorbalıkla yönetmeye başlayan Necib Bey’e karşı halk galeyana gelerek Milli aşiretine reislik yapan oğlu Yusuf Mehmed’i öldürdüler. Necip Bey’in aldığı önlemler işe yaramayınca voyvodalığı bırakarak kaçtı (Miladi 1792). İdareciliği dört ay sürmüştür.

Ardından ikinci kez Sarı Mehmet Ağa voyvoda oldu. Koçhisar köyüne giden Sarı Mehmed Ağa, Tüfekçibaşı Hişman’ın oğlu Hacı Mehmed’i öldürdü. Ardından Mardin’e dönmek istedi ise de şehir halkı dönüşünü engelledi. Oniki ay idarecilik yaptı. Yerine Bağdat’lı Ali Bey geçti. Daha önce Tüfekçibaşı olan Daşi aşireti mensubu Abdülkadir’i öldürünce bütün Daşiler Mardin’i terk ederek kaçtı. Şehzade Abdürrahim Ağa, Tüfekçibaşı oldu. İleride anlatacağımız gibi ölümü de Daşilerin elinden olacak olan Abdürrahim Ağa bu aşirete karşı büyük bir düşmanlık yapıyordu.

Ali Bey’in idareciliği altı ay sonra sona ermiştir (Miladi 1795). Ardından ikinci kez Millizade Mehmet Necip Bey idareciliğe atandı. Bunun üzerine Bağdat’tan yola çıkarak geleneklere göre önce Firdevs bahçelerinde konakladı. Atama haberini alan Tüfekçibaşı Abdürrahim bu karara karşı çıkarak isyan etti.

SAYFA 97

Savur Emiri Salih Bey ve Sürgücü aşiretinden Fendi’yi de yanına aldı. Bunun üzerine Mehmet Necib Bey hemen Nusaybin’e giderek durumu Süleyman Paşa’ya bildirdi. Abdürrahim’in isyanına öfkelenen vezir Süleyman paşa, Musul, Kerkük, Kürt ve ova aşiretinden bir çoğunu yanına alıp yola koyuldu. Önce Sürgücü üzerine gitti. Liderlerinden olan Timur’u yanına aldı.

Böylece Sürgücü aşireti ikiye bölünmüştür; Timur taraftarları ve Fendi taraftarları. Mehmet Necib Bey Sürgücü aşiretinden Timur taraftarlarını da yanına alarak Fendi’nin üzerine saldırdı. Allah’ın yardımıyla Fendi Ağa’nın taraftarlarını yenerek birçoğunu öldürdü. Mardin şehir merkezi kırk gün muhasara altında kaldı. Hasat dönemi olduğundan gıda sıkıntısı ortaya çıkmaya başlamış, Mardin sakinleri buğday bulamadıklarından nohut tüketmeye başlamıştı. Artık bu duruma tahammül edemeyen halk Mardin’i elinde tutan Abdürdahim’i teslim olmaya zorladı.

Baskılara dayanamayan Abdürrahim o dönemde idareciliğe atanmış olan Bayluk (Beyayulak) sultan’a barış için bir heyet gönderdi. Bayluk Sultan gelen heyetin özürlerini ve af dileklerini -Abdürrahim’i cezalandırmak için kendisine teslim etmeleri şartıyla- kabul etti. Heyet Mardin’e dönerek şartları bildirince Abdurrahim kendisinin de affedileceği umuduyla teslim oldu. Bunun üzerine Abdurrahim tutuklanarak Bağdat’a gönderildi. Ardından Mardin’e giren Bayluk, asileri cezalandırmaya başladı. Bir kısmını idam ederken bir kısmını da Bağdat’a sürgüne gönderdi. İdam ettikleri arasında Kale Dizdarı Mahmut Ağa, Ulu Cami Hatibi Lütfullah Efendi, Pazarbaşı Hacı Ahmed Ebcit, Ali Avr’ın oğlu Hacı Mehmet vardı. Abdurrahim’in evini yıkarak mallarını müsadere etti. Böylece Kürtler arasında nüfuz sahibi olmaya başladı. Bu dönemde gıda ve meyvelerin fiyatı düşmeye başladı. Buğday kilesi 4 kuruşa arpanın kilesi ise 2 kuruşa inmişti. Ancak onun döneminde veba salgını ortaya çıktı.

SAYFA 98

(Miladi 1796)’de idareci olan Bayluk Sultan 4 yıl sonra görevi sona ermiştir (Miladi 1799). Ardından Derviş Ağa (Miladi 1799) 3 ay idarecilik yaptı. Sonra Abdulah Ağa idareci oldu.

Daşi aşiretinden Fettah Bey, Abdulah Ağa’ya isyan ederek aşiretinden birçok kişiyi de yanına aldı. Abdullah Bey askerleriyle üzerine gidince adamlarıyla birlikte Mansuriye’ye kaçtı. Kısa bir süre sonra yandaşları dağıldı. Abdullah Bey, Melik Mahmut Camisine küçük bir minare yaptırmıştı. Ayrıca Erbil, Basra ve Bender’de birer medrese yaptırmıştı.

Bu sıralarda Bağdat valisi Süleyman Paşa vefat etmiş Ali Paşa vali olmuştu. İçine korku düşen Abdullah Ağa Mardin’i terk ederek yeni valinin kendisine zarar vermemesi için Hasankeyf’e kaçmıştı. Ali Paşa onu affedince Bağdat’a gitti (Miladi 1803). 1 yıl 5 ay idarecilik yaptı.

Abdullah Ağa’nın yerine eski voyvoda Sarı Mehmet Ağa’nın oğlu Mustafa Ağa tekrar Mardin’e voyvoda olarak atandı (Nisan 1218) 6 ay idarecilik yaptı.

Üçüncü defa Ali Bey voyvoda oldu. Onun döneminde özellikle Kikan bölgelerindeki tarlalara böcekler büyük zarar verdi. Buğdayın kilesi 10 kuruştan 50 kuruşa çıktı (Miladi 1804).

Ali paşa Sincar’ı almak için Bağdat’tan geldi. Gayr-ı müslimlerden birçok köyü ele geçirdi. Ancak Bağdat ayanlarından olan Şavir’in çocukları Ali Paşa’ya karşı çıkarak ihanet ettiler. Bunun üzerine hepsini öldürdü. Daha sonra Bağdat’a doğru dönerken Ali Bey vezir Ali Paşa’yı karşıladı. Vezir, Ali Bey’e Mardin halkına verilmek üzere buğday ve arpa gibi gıda maddelerini vererek vedalaşıp ayrıldı. 2 yıl idarecilik yapan Ali Bey 18 Eylül 1805’de zehirlenerek öldü.

SAYFA 99

Onun yerine Millizade eski voyvoda İsa Bey’in oğlu Mehmet Sadık Bey idareci oldu. Sadık Bey, Daşi aşiretinden Ali Kahya’nın oğlu Tüfekçibaşı Hüseyin’i ve başka birini tutuklatmadan öldürmeye niyetlendi. Niyetini anlayan bu iki kişi derhal şehri terk ederek Ömeryan liderine sığındılar ve taraftar toplamak için fitne fesat yapmaya başladılar. Bazı kürtler yanlarında yer almaya başladılarsa da aklı başında insanlar onlara yanaşmadı. Mehmed Sadık Bey, Abdülfettah Beyi tüfekçibaşı, Ahmed Ağa’yı ise odabaşı yaptı. Bu ikisi de Daşi aşiretinden olmakla birlikte Kısıki boylarındandılar. Hacı Mustafa ve Hüseyin ise Daşi aşiretinin Haruniye boylarındandılar.

Daşiler aslen Ömeri ovasından, kıtlıktan dolayı Mardin’e gelen Kürtlerdir. Şehre ilk geldiklerinde harabe evlerde ve mağaralarda yaşıyorlardı. Son derece fakir olan bu insanlar geçimini sağlamak için türlü işlerle uğraşıyorlardı; Odunculuk, dilencilik, hırsızlık. Birkaç boydan oluşan bu aşiretin sayısı Yunus bin Matta (Hz.Yunus a.s.) kavminin sayısı kadardı (200.000). Daşi aşiretinin en ünlü boyları Haruni ve Kısikidir. İşte voyvoda bu aşiret mensuplarının katlini istiyordu. Nerelisin? diye sorulduğunda; “Botan Kürtlerinden” diye cevap verirlerdi. Zamanla şehrin birçok yerinde iş bulmaya başladılar.

Onların arasında birçok cesur, güçlü, kuvvetli, mert insanlar vardı. Çarşıda bekçilik yapan birçok aşiret mensubu vardı. Becerilerini göstererek, idarecilerin katında yer almaya başladılar. Şehrin idari işleri onlara danışılarak yapılmaya başlandı. Ardından şehrin birçok ileri gelenini öldürerek yerlerine geçmeye başladılar. Öyle ki, idarecilere yakın olan bir tek onlardı. Tıpkı Abbasi Devletindeki Türkler gibi güçlenmişlerdi. Bu nedenle halk onlardan korkuyordu. Artık her işin iyi veya kötü bir şekilde sonuçlandırılması bunların elindeydi.

SAYFA 100

Bu aşiretin en önde geleni tüfekçibaşı, daha sonraki Odabaşı, en geride kalanı ise Hasbaşı, bunun dışındaki makamlar onlar için musibet sayılırdı. Bunlardan birisi makamından olmaktansa ölmeyi hatta öldürülmeyi yeğlerdi. Şimdi ise bunlar kürtlerin eline geçmişlerdi. Balıkçı ağına takılmış balık gibi, kurdun ağzındaki kuzu gibi veya doktorun elindeki hasta gibidirler. Kürtler bu Daşi aşiretlerinden istediklerini görevden alıyor yada yeni bir görev veriyor, canının istediği insana zulmediyor, dinine-dünyasına karışıyor, hatta isterse öldürüyor. Canı istiyorsa izzet ve ikramda bulunuyor.

Görevinden alınan Hacı Mustafa ve taraftarları büyük bir hezimete uğramışlardı. Onun yerine Abdülfettah Bey tüfekçibaşı olmuştu. Böylelikle Daşi aşiretinin Kısiki ve Haruni boyları arasındaki kin ve nefret daha da çoğalmıştı. Bu nedenle halk korku ve endişe içindeydi. Bu iki boy arasındaki muhalefet Millizade Sadık Bey’in idarecilikten azledilmesine kadar devam etti(Miladi 1807). Bir buçuk yıl idarecilik yapan Sadık Bey (Miadi 1807)’de görevinden alınmıştır.

Daha sonra yerine Espir Ağa’nın oğlu Osman Ağa idareci oldu. Onun döneminde zalimler bertaraf edilmiş halk huzura kavuşmuştu.

İlk göreve geldiğinde büyük sıkıntılar vardı. Fitne ve fesat ortaya çıkmaya ve günden güne ortalık daha da karışmaya başlamıştı. Bunun üzerine azapağası Hacı Hüseyin, kötülüğün kaynağı olarak Daşi aşiretini göstererek halktan birçok serseriyi etrafında topladı. Ardından Fettah Bey’e haber göndererek şehirden çıkması gerektiğini aksi halde kendisine ve taraftarlarına büyük zararlar verileceğini bildirdi. Bunun üzerine Daşi aşiretinin Kısiki boyundan olan Fettah Bey ve taraftarları şehri terk ederek kaçtılar. Ertesi gün Daşi aşiretinin Haruni boyundan olanlar bu durumu fırsat bilip şehre girmek istedilerse de azapağası Hacı Hüseyin bunları da şehre almadı. Bunun üzerine Daşi aşiretinin bu iki boyu birleşerek Mardin’i kuşatma altına aldı. Bu sırada Bağdat valisi Ali Paşa ölmüş yerine Süleyman Paşa geçmişti. Mardin Halkı Süleyman Paşa’ya bir heyet göndererek yardım istedi. Süleyman Paşa Daşi aşiretinin hiçbir mensubunun Mardin’e alınmaması için bir ferman çıkardı (Şubat 1808.

Osman Ağa bazı asileri cezalandırmak için Mardin ovasına doğru yola çıktığı sırada Harrin köyünde vefat etti. Artık Mardin halkı başsız kalmıştı. Beş ay idarecilik yapan Osman Ağa 11 Şubat 1809 ’te ölmüştür.

Daha sonra yerine “ebu-Dibs” lakaplı Ahmed Ağa idareci oldu. Başından beri hesabını yapmış olan Ahmed Ağa, gizliden Daşi aşiretinden Harunilerle anlaşmış ve yanlarına Ömeriler ile bazı dağlı kürtleri de alarak şehre saldırmaları için silahlandırıyordu. Bunlar geceleyin sık sık Savur Kapısından şehre saldırıyorlardı. Bu dönemde şehir üç kişiden sorulurdu. Şeyhzade Abdurrahim Ağa, Azapağası Hacı Hüseyin Ağa ve Bayraktar Hacı Ahmed. Bunların üçü de tüccar kişilerdi. Beş ay kadar süren bu saldırıları halk bir şekilde püskürtüyordu. Ancak aralarında birliktelik olmadığı gibi gerçek anlamda liderlik yapacak kimse de yoktu. Saldırıların devam ettiği bir sırada şehirden Hızır Kasım adında birinin ihanet etmesi sonucunda surları içerden yıkarak saldırganların şehre girmesini sağladı. Harunilerin şehre girmeyi başardığını duyan Voyvoda Ebu Dibs Ahmed Ağa çok sevindi. Saldırganlar çarşı-pazara dalarak talan etmeye başladılar. Ardından Azapağası’nın evini talan ederek Tekye ve Mişkinye mahallesine saldırarak yağmalamaya devam ettiler. Bayraktar Hacı Ahmed’i de yakalayarak öldürdüler. Ancak saldırganlar kaleyi ele geçiremedi. Kuşatma altına aldılarsa da yaklaştıklarında yukarıdan karşı saldırıyla püskürtülüyorlardı.

Ömeryan, Karandelan, Rişmil, Kabala, Belabil’den oluşan bu saldırganlar, bir taraftan çarşı pazarı talan ederken öbür taraftan halka büyük eziyetler ediyorlardı. Abdurrahim Ağa’yı tutuklayarak hapse attılar. Sonra da öldürdüler. Azapağası onlardan korktuğu için yanlarında yer almıştı. Suru delip şehre girdikleri tarih 16 Ekim 1808.

Kale halkı Ramazan ayına kadar tam 14 gün kuşatma altında kaldı. Bu duruma tahammül etmeyen Kıssikilerin lideri Fettah Bey yanına kendi aşireti yanı sıra Ğurs ve Denbeli aşiretini de alarak şehre girdi. Kuşatma altındakilerinin yardımıyla da saldırganları yendi. Ancak kendi taraftarları ve Mardin’den bazı insanların katılımıyla ikinci bir talan başladı (9 Ramazan 1223- 29 Ekim 1808). 10 ay idarecilik yapan Ebu Dibs Ahmed Ağa Muharrem 1223 Şubat 1808’de göreve başlamıştı. Daha sonra yerine Azapağası Hacı Hüseyin Ağa idareci oldu. Şehrin talan edildiğini duyan Bağdat Valisi Süleyman Paşa, idareciliğe zaten daha önce de istekli olan ancak saldırılardan kaçan Hacı Hüseyin Ağa’yı getirdi. Atama emrini alan Hüseyin Ağa hemen Mardin’e dönerek talana katılan herkesi cezalandırmaya başladı. Bütün aşiretleri itaat etmeye çağırdı. İsyana katılan birçok aşiret liderini ve ileri gelenleri öldürdü. Öldürdükleri arasında; Ğurs lideri Abdullah Ağa, Ömeryan lideri zor Mustafa Ağa, Tüfekçibaşı Abdülfettah Bey, Kiki lideri Ahmed Molla Ali ve Abdi Ağa, Ğurslu Gullek lakaplı acımasız bir adamı, Hasbaşı İbrahim Hallaf ve başkaları. Kalede tutuklu bulunan Daşi ve Belabil aşireti mensubu 24 kişiyi de kalede öldürdü. Öyle ki bunların kanı kalenin dibine kadar akmıştı. Kalenin dış kapısında da iki kişiyi astırarak gözdağı vermek için teşhir etti. Bağdat valisinden 2.000 takviye asker alarak -yağmaya en çok karışmış olan- Belabil ve Rişmil köylerine gitti. Bu iki köyden de 50 kişiyi öldürdü. Çocuk ve kadınlardan 200 kişiyi de yanına rehin olarak aldı. Daha sonra para karşılığında onları serbest bıraktı.

Böylece kale hile ile elden çıkmış ve ilk olarak Bağdat Bartali’lerinin eline geçmiş oldu.

SAYFA 103

Bu tarihten sonra Mardin, Bağdat Bartali’lerin eline geçmişti. Bu nedenlede şehrin huzuru kaçmıştı (02 Nisan 1809).

Süleyman Paşa Bağdat’tan gelerek önce Mardin’de konakladı. Akabinde Diyarbekir’e doğru hareket ederek şehri kuşatmaya aldı ancak ele geçiremedi ve geri döndü. Bağdat’a dönerken Hacı Hüseyin Ağa Nusaybin’e kadar onu uğurladı ve Mardin’e geri döndü. Nusaybin’den zehirlenmiş olarak geri dönen Hacı Hüseyin Ağa kısa bir süre sonra öldü. 6 ay 10 gün idarecilik yapan Hacı Hüseyin Ağa (08 Temmuz 1809 tarihinde vefat etti.

Yerine Mehmet Sait Ağa geçti. Atama haberi geldiğinde kendisi ovada bulunuyordu. Daha önce isyan hareketlerinde bulunmuş ve kaçak durumunda olan Daşiler itaatte bulunmak için yanında yer aldılar. Hacı Hüseyin Ağa’nın kardeşi Derviş Ağa ise idarecilik kendisine verilmedi diye yanına birçok kişiyi de alarak isyan hareketini başlattı. Mehmet Sait Ağa ve Daşileri Mardin idareciliğinden atmak için başlattığı saldırı harekatı başarısız olunca çareyi kaçmakta buldu. O sırada kale Bağdat Bartali’lerinin elindeydi. Ovaya kaçan Derviş Ağa’nın peşine Milli aşiretinden adamlar gönderdi. Derviş Ağa kurtulmak için bir mağaraya saklandıysa da bulunarak öldürüldü (02 Eylül 1809).

Mehmet Sait Ağa böylece muradına erdi. Derviş Ağa’nın öldürüldüğünü duyan Mardin’deki taraftarları korkarak şehirden kaçtılar. Ancak bir süre sonra Mehmet Sait Ağa’yla anlaşarak Daşiler dahil çoğu geri döndü.

Bu dönemde Osmanlı Sultanı, Reisü’l Küttab’ı bazı kişileri tutuklatmak ve idam etmek üzere Bağdat’a göndermişti. Reisü’l-küttap önce Bağdat Valisi Süleyman Paşa’yı teslim almak için birkaç kez savaşmak zorunda kaldı. Sonunda valiyi tutuklayarak öldürdü ve kesik başını sultana gönderdi (Mayıs 1810). Sonra Bağdat valiliğine Abdullah Paşa atandı.

Bazı fesatçılar Mehmet Sait Ağa ile yeni Bağdat Valisinin arasını bozarak ortalığı karıştırdılar. Bunun üzerine Bağdat Valisi, Mehmet Sait Ağa’nın tutuklanmasını emretti. Tutuklanarak cezaevine konulan Mehmet Sait Ağa’nın tüm mallarını da müsadere ettiler (06 Temmuz 1812). 3 yıl idarecilik yapan Mehmet Sait Ağa Haziran 1809’da idareciliğe getirilmişti.

Ardından Mardin idareciliğine Erbilli Ömer Ağa Ebu Nezir getirildi. Bu şahıs ilk önce Mehmet Sait Ağa’nın tüm mallarını kendine aldı. Sonra Mehmet Sait Ağa ve yandaşlarını öldürmek istedi. Ancak kısa bir süre sonra Nusaybin’den geziden dönerken hayatını kaybetti (14 Ekim 1812). 3 Ay idarecilik yaptı. Bu arada Bağdat Valisi Abdullah Paşa kalede tutuklu bulunan Mehmet Sait Ağa’nın serbest bırakılarak Bağdat’a getirilmesini emretmişti. Serbest bırakılan Mehmet Sait Ağa Mardin’den yola çıkarak Bağdat’a giderken Nusaybin yolunda Ömer Ağa’nın cenazesini taşıyanlarla karşılaştı. Ölen kişinin Ömer Ağa olduğunu ve cenazesini kardeşi tarafından memleketleri Erbil’e doğru götürdüğünü öğrenince Mehmet Sait Ağa çok sevinmişti. İyi biliyordu ki ölmeden önce en küçük fırsatı bulsaydı kendisini öldüreceklerdi.

Ardından ikinci defa Kerküklü Sarı Mehmet Ağa’nın oğlu Mustafa Ağa idareci oldu.

Bu dönemde Süleyman Paşa’nın oğlu Sait Paşa Bağdat’ta isyan çıkartarak Abdullah Paşa’yı devirdi ve tutuklatarak öldürdü. Yine bu sıralarda Sürgücülerle Daşiler arasında çatışmalar başlamış ve Daşilere ait birçok hayvan sürüleri yağmalanmıştı.

SAYFA 105

Daha sonra şehre saldıran Sürgücüler şehri talan etmeye ve Daşileri Mardin’den zorla çıkarmaya başladılar. Mardin voyvodası Mustafa Ağa’yı da tutuklayan saldırganlar, esnaflardan toplanmış olan vergilere de el koydular. Ayrıca esnafların malını mülkünü yağmalamaya başlamışlardı. Bunun üzerine Mustafa Ağa Bağdat’a kaçarak vezire sığındı (Nisan 1813). 6 ay idarecilik yapmıştı.

Onun yerine ikinci defa Mehmet Sait Ağa Mardin’e idareci oldu. Bu dönemde kargaşa devam ediyordu; her türlü hilekarlık, düzenbazlık, adam kaçırma, yol kesme… Voyvoda Mehmet Sait Ağa, bu olayların failini bildiği halde göz yumuyordu. Birkaç kez ikaz etmeye çalıştıysa da fayda etmedi. Bunun üzerine olayları dindirmek için aniden harekete geçerek yedi kişiyi tutuklayıp idam etti. İdam edilen kişiler şunlardı; Millizade İsmail Bey ve kardeşi, Boz Bey, Bayraktar Ömer Bey, Hacı Ebu Zeyd ve arkadaşlarından üç kişi daha vardı. İdam ettiği bu kişilerin kesik başlarını Bağdat’a gönderdi.

Mehmet Sait Ağa bir ara Koçhisar’a gittiğinde bunu fırsat bilen Daşilerin düşmanı Sürgücüler yanlarına aldıkları Behremki, Denbeli ve Afes Kürtleri ile şehri kuşatma altına alarak ele geçirdiler. Ramazan ayının son günlerinde meydana gelen bu olayla Mehmet Sait Ağa’nın da direktifiyle şehirde bulunan tüm Daşi aşireti mensupları yerlerini terk ederek Mardin’den çıktılar. Şehir halkıyla bu saldırganlar arasında çok şiddetli çatışmalar meydana gelmişti. Daşilerin şehri terk etmesiyle olayların dineceğini düşünen Mehmet Sait Ağa Mardin’e geldi. Makamına gelen Sait Ağa, Sürgücü liderleri olan Fendi, Teymur ve Mustafa Şemdin’i yanına davet ederek üç gün onları ağırladı. Bu sırada gizliden bunların öldürülerek bertaraf edilmeleri için plan yapıyordu. Ancak bu gizli planının ortaya çıkmasıyla birlikte bu kişiler hemen kaçarak kurtuldular. Kendisinden intikam alınacağını bilen Mehmet Sait Ağa da kaleye kaçarak kendisini güvene aldı.

SAYFA 106

Tabii hemen sonra kaleyi kuşatmaya alan Sürgücüler bir giriş yolu bulamayınca beklemeye koyuldular. Mehmet Sait Ağa kalede Bağdat Bartalileri ile birlikte 5 ay kuşatma altında kaldıktan sonra bir gece fırsatını bulup kuzeyden kaçmayı başardı ve Bağdat’a gitti.

2 yıl idarecilik yapan Mehmet Sait Ağa Nisan 1813’te göreve gelmiş ve 2 yıl 5 ay kaldıktan sonra ayrılmıştır (Miladi 1816).

Daha sonra onun yerine Ömer Ağa, ebu Nezir’in kardeşi Erbilli Yunus Ağa idareciliğe atandı. Yunus Ağa Mardin’e geldiğinde bazı kürtlerin ve Sürgücülerin şehri ellerine geçirdiklerini görünce ilk başta sesini çıkartmayarak onlarla beraber hareket etti. Bu saldırganlar önceki idarecinin tüm malını mülkünü yağmalamasına rağmen itiraz edemiyordu. Mehmet Sait Ağa’nın Bağdat’a varıp durumu bildirdiğini öğrendikten sonra harekete geçerek önce Hızır Kasım’ı görevinden alarak tüfekçibaşılığına Denbelilerin lideri Tilla Ağa’ya devretti. Ancak bunu da Sürgücülerin onayıyla yaptı. Çünkü Hızır Kasım, Daşi taraftarıydı. Sürgücüler ise bunlara düşmandı. Sonunda bu kukla idarecilikten bıkan Yunus Ağa, Sürgücü liderlerini çağırarak kendisini rahat bırakmalarını idari işlere müdahale etmemeleri gerektiğini söyledi. Sürgücüler buna itiraz edince Yunus Ağa silahlı birliklerini yanına alarak kaleye çıktı. Ardından Milli aşiretinin lideri İbrahim Ağa ile Omeriyan lideri Halil Ağa’yı Sürgücülere karşı yardıma çağırdı. İbrahim Ağa’nın silahlı adamlarıyla geldiklerini haber alan Sürgücüler hemen harekete geçerek şehre girmelerini engellemek için savunmaya geçtiler. Aralarında çok şiddetli çarpışmalar başladı. Öbür taraftan – kaleden Yunus Ağa silah ve oklarla Sürgücüleri sıkıştırmaktaydı. Derken Savur kapısından ve Ömeryan’dan silahlı adamlar da yardıma gelerek Yeni Kapı’da Sürgücüleri iyice sıkıştırdılar. Artık kaçış yolunu bulamayan bazı Sürgücüler Şeyh Mehmet Dirar Camisine sığındılar.

SAYFA 107

Caminin dört bir tarafını kuşatma altına alarak saldırıya geçildi. Her iki taraftan yaklaşık 50 kişi öldü. Ölenler arasında Bozo’nun oğlu Ali Ağa da vardı. Sürgücü liderlerinden Teymur Ağa da yedi gün sonra öldü. Böylece Sürgücülerin elinden silah ve atlarını da aldılar.

Camide kuşatılmış durumunda olan Sürgücülerin imdadına Mişkinler yetişti. Mişkinlerin yardımıyla camiden çıkış yolu bulan Sürgücüler bu şekilde Ömeryan ve Millilerin elinden kurtuldular (29 Kasım 1815). Olayın ikinci gününde kaleden inen Yunus Ağa, Daşileri etrafında topladı. Bu arada Sürgücülerin Ağası Timur’da ölmüştü. Buna çok kızan Sürgücüler tekrar bir araya gelerek şehre saldırıp surları yıkmaya başladılar. Karanlığın çökmesiyle birlikte Daşilere ve Yunus Ağa’ya saldırıp mallarını mülklerini talan etmeye başladılar. Daha önce Daşilerden çok zulüm görmüş olan şehir halkı, Sürgücülerin bu saldırılarına tepkisiz kaldı. Mardin yöneticisi Yunus Ağa ile Daşiler bu saldırıya tahammül edemeyerek mallarını ve hayvanlarını geride bırakarak kaçtılar. Sürgücüler bunları ganimet bilip mal ve hayvanlarını yanlarına alarak sevinçli bir şekilde Mardin’den -Muharrem ayının son günlerinde- ayrıldılar (Aralık 1816).

Aynı günlerde Davut Paşa Bağdat’a saldırarak Süleyman Ağa’nın oğlu Sait Paşayı öldürdü.

Mardin’de yedi ay idareciliği süren Yunus Ağa’nın yerine zalimlikte benzer kişiliği az bulunan Gürcü Abdülkadir Ağa atandı. İlk icraatı Sürgücü aşiret mensupları ile bazı Daşi aşireti mensuplarını bir araya getirmek oldu. Salim’in oğlu Hüseyin’i tüfekçibaşı yapan Gürcü Abdülkadir, Mart 1817’de başa gelmiş ve bir yıl idarecilik yapmıştır. Daha sonra yerine üçüncü defa Mardin idareciliğine Mehmet Sait Ağa atandı. Bağdat valisi isyanlarda bulunan bazı aşiretleri boyunduruk altına alması için Sait Ağa'nın emrine çok sayıda sker verdi.

SAYFA 108

Sait Ağa yanına aldığı bu askerlerle birlikte Koçhisar’a gidip karargahını kurdu ve çevre aşiretlerini itaat etmeye çağırdı.

Büyük-küçük çevredeki tüm aşiret mensupları bu davete icabet etmeye başladılar. Ancak Sürgücüler daha önceki idareci Yunus Ağa’nın kendilerine karşı şiddet hareketini bahane ederek isyan ettiler. Bunun üzerine Mehmet Sait Ağa sayıları toplam 10.000 olan askerleri yanına alarak önce karargahını meydanda kurdu ve ardından Tizyan’a doğru harekete geçti. Piyade ve atlılardan oluşan ve sayıları kesin olarak 10.000’i bulan bu askerler Mardin, Musul ve Kürt aşiretlerinden toplanmış cesur, kahraman kişilerdi. Bu kadar çok sayıda askeri birlikle karşılaşan Sürgücüler çarpışmayı göze alamadan üç ayrı kola bölünerek; bir kolu Uyun’a, bir kolu Bürman’a ve Mustafa Şemseddin’in komutasındaki diğer üçüncü kol ise Tizyan’a kaçtı. Tizyan tepe ve vadilerinde karşılaşan iki taraf şiddetli bir çarpışmaya girdi. Bu çarpışma, akşama kadar devam etti ve Mehmet Sait Ağa’nın yenilgisiyle sonuçlandı. Bu askeri birliğin top, at ve malları Sürgücülere kaldı (21 Ağustos 1818).

Bazılarının görüşüne göre Mehmet Sait Ağa’nın yenilgisinin temel nedeni Millilerin ihanet ederek Kürtlere destek olmalarıydı. Bu görüş doğru olacak ki daha sonra Mehmet Sait Ağa Milli aşireti lideri Ali Ağa Yusuf’u tutuklayarak Bağdat Valisine gönderdi. Ancak Bağdat Valisi Ali Ağa Yusuf’u sadece azarlayarak onu serbest bıraktı.

Bağdat valisi bir yıl sonra Milli liderini Mardin’e geri gönderdi. Bu sıralarda Mardin’deki askerlerin dizgini üç kişinin elinde bulunuyordu; Kürdani Abdurrahman Paşa’nın oğlu Osman Bey, Bağdat valisinin yakın arkadaşı olan Fahrizade ve Mehmet Sait Ağa.

SAYFA 109

Meydana gelen bu kargaşadan kurtulmak isteyen Fahrizade ve Osman Bey, Mehmet Sait Ağa’yla vedalaşarak Bağdat’a geri döndüler.

Mehmet Sait Ağa tekrar şehirde asayişi sağlayamayacağının getirdiği umutsuzlukla idari makama oturdu ve olayları seyrine bırakmaya başladı. Ardından siyasi bir manevrayla Sürgücü liderlerinden birinin önünde oğlunu sünnet ettirerek kirvelik bağını kurdu. Böylece Sürgücülerle dostluk kuran Mehmet Sait Ağa şehri kontrol altına alarak güvenliği sağladı. Bu sayede Mardin halkı da huzura kavuşmuş oldu. Ancak bir yıl sonra Bağdat veziri, Mehmet Sait Ağa’yı görevinden alarak Bağdat’a çağırdı (Mart 1819). Yerine Silahtar Ahmed Ağa’yı atadı. geçti.

Onun döneminde gökyüzünde bulut görülmediği ve Temmuz ayının 23’ü olmasına rağmen, top sesine benzer korkunç gök gürlemesi olmuştu. Akabinde ise kesif bir bulutla gündüz, gece gibi kararmaya başlamış ve yağmur yağmıştı. Ramazan ayının son günleriydi (Miladi 1819). Yine onun döneminde müjdeleyici bir haber olarak Sultan Mahmut Han’ın oğlu Abdülmecit Han dünyaya gelmiştir (Ekim 1819).

Yeni atamanın ardından Tüfekçibaşı Halil Ağa dışında Daşilerin tümü Sürgücülerden korkarak şehri terk edip kaçtılar. Sürgücü lideri Mustafa Şemseddin Ağa, Halil Ağa’yı çıkarmak için şehri bir gün bir gece kuşatma altına alarak Ağustos ayının başlarında çıkarmayı başardı. Ömeryan liderinin emriyle Daşilerin bir kısmı Deyrüzzafaran’a bir kısmı da Belabil köyüne sığınmıştı. Daha sonra Hıdır Ağa tüfekçibaşı oldu.

17 Ağustos 1819 tarihinde Daşilerin tümü Mardin’den çıkartıldı. Daha sonra aşiretlerin rızasıyla Daşiler tekrar Mardin’e döndü ve Halil Ağa’da tekrar Tüfekçibaşı oldu (24 Ocak 1820). Mardin idarecisi önceki Odabaşı Cozi Ali Ağa’nın oğlu Mehmet Said’i buğday pazarında asarak idam etti (26 Ağustos 1819).

SAYFA 110

Eski Mardin idarecisi Yunus Ağa’dan beri Sürgücüler ile Ömeryanlar arasında düşmanlık vardı. Sürgücü lideri Efendi Ağa’nın ölümünden sonra bu aşiret ile Ömeryanlar arasında Ağustos ayının ortalarında Kabala köyünde barış sağlandı. Ardından Mardin idarecisi Ahmed Ağa ile Milli aşireti lideri Ali Ağa İbrahim arasında düşmanlık başlamıştı. Ahmed Ağa, bundan böyle Milli aşireti lideri olarak Ali Ağa Yusuf’u muhatap alacağını ilan etti. Bununla yetinmeyen Mardin İdarecisi Ahmed Ağa, silahlı birlikleriyle -Koçhisar’a- Ali Ağa İbrahim’in üzerine gitti. Aralarında büyük bir çarpışma başlamıştı ki iki tarafı barıştırmak için aşiretler aracı oldu ve ateşkes sağlandı. Bunun üzerine Mardin idarecisi Yusuf Ağa, Ali Ağa İbrahim’i yine aşiret lideri olarak kabul etmeyerek Ahmed Numan’ı lider olarak atadı. Ahmed Ağa askeri birlikleriyle Mardin’e dönünce durumu sinderemeyen Ali Ağa İbrahim, Ahmed Numan’a saldırarak tutuklayıp Mardin’e gönderdi. Artık Mardin idarecisinin yapacağı bir şey kalmadığından Ali Ağa İbrahim’i lider olarak kabul ettiğinin sembolü olan elbiseyi ona gönderdi.

Bu sıralarda Diyarbekir’de de kargaşa vardı. Diyarbekir şehir sakinleri ile Vali Behram Paşa arasında anlaşmazlık sonucu çatışmalar başlamıştı. Aşiretler ise Vali Behram Paşa taraftarları ile şehirdeki isyancıların taraftarları olmak üzere ikiye bölünmüşlerdi. Veziri destekleyenler arasında Timur Paşa’nın oğlu Eyüp Bey, İskanbaşı Reha ve Lice emiri Yetli Bey vardı. Şehir sakinlerini destekleyenler arasında ise, Hani emiri Timur Bey gibi kişiler vardı. Köylerdeki diğer aşiretler ise çoğu şehri kuşatma altına almışlardı. Diyarbekir Valisi Behram Paşa askeri birlikleriyle kaleye çekilmiş top, tüfek ve mancınıkla isyancıların üzerine ölüm saçarak şehri gece gündüz toz duman altında bırakıyordu.

İki taraf şikayetlerini bildirmek için padişaha aracı gönderdiler. Padişah tarafından haklı görülen Vezir Behram Paşa oldu. Vezir, barışı kabul etmenin ön şartı olarak şehir isyancılarının liderlerinden olan şu beş kişinin kendisine teslim edilmesini istiyordu; Şeyh Oğluzade Mehmet Bey’i, Hafid İbrahim Paşa ve kardeşi Hacı Bekir Bey’i, Müftü Kara Hoca’yı ve Kadı Mesud Efendi’yi 18 Temmuz 1819’da başlayan çatışma uzayarak tam üçbuçuk ay sürdü. Diyarbekir, Osmanlının idaresine girdiğinden bu yana böyle kanlı günler görmemişti. Her iki tarafta birbirine büyük kayıplar vermiş ve yaklaşık olarak 600 kişi hayatını kaybetmişti. İki tarfın erzakları bitmiş acı ve ızdırap içinde bitkin düşmüşlerdi. Bu acıya dayanamayan şehir halkı vezirin istediği bu beş kişiyi -kendisinden Kur’an üzerine yemin ettirip can ve mal güvencesi aldıktan sonra- teslim ettiler. Ancak Vezir Behram Paşa yeminine sadık kalmayarak şehir halkına fakir-zengin, kadın-erkek ayırımı yapmaksızın zulüm ve haksızlıklar yaptı. Yine bu yıl içinde Halep şehrinde de benzer kargaşalar ortaya çıkmış şehir sakinleri ile Halep Veziri Hurşit Paşa arasında çatışmalar olmuştu. Hurşit Paşa’nın takviye güçle şehri kontrol altına alması mümkün olmuştur (Miladi 1819).

Tekrar konumuz olan Mardin’e dönersek şehir idarecisi Voyvoda Ahmed Ağa ile Tüfekçibaşı Halil Ağa arasında kin ve düşmanlık olduğu için birbirlerinden sakınırlardı. Halil Ağa Voyvodaya karşı kendi yandaşlarını, Sürgücü kürtlerini ve bazı Daşi aşireti mensuplarını yanına çekerek saldırıya geçti. Voyvoda Ahmed Ağa ve yandaşları kaleye sığınarak canlarını kurtarırken evi ve mülkü talan edildi. Daşilerin bu saldırıdaki işbirlikçiliği unutulmayacak kısa bir süre sonra intikamı alınacaktı.

Ahmed Ağa bir yıl voyvodalık yaptıktan sonra -bu olayın akabinde- görevinden azledilerek yerine eski Mardin Voyvodası Hacı Hüseyin Ağa’nın oğlu Azapağası Davut Ağa önce vekaleten sonda asaleten atandı. Yeni Mardin Voyvodası Davut Ağa, Daşilerin isteği üzerine önceki Tüfekçibaşı Deyrili Kasım Ağa’nın oğlu Hıdır Ağa ile kardeşi Abdüsselam’ı öldürdü (18 Mayıs 1820). Daha sonra Millilerden Ahmed Numan ile birlikte yedi kişiyi daha öldürdü.

Bu yıl içinde şiddetli bir rüzgar neticesinde bin kadar duvar yıkılırken Halep’te yine aynı yıl içinde, artçıları bir yıl devam edecek olan bir depremle şehrin üçte biri yıkılmış ve bir çok insan ölmüştü. Bu sıralarda Osmanlı Devleti, Bağdat Valisi Davut Paşa’ya Mısır’da olduğu gibi kendisine de sikke basımına izin verdi.

Mardin Voyvodası Davut Ağa bir yıl idarecilik yaptıktan sonra görevinden alındı ( Miladi 1820). Yerine ikinci defa Abdülkadir Ağa Voyvoda oldu. Abdülkadir Ağa, Bağdat’ta valiyle görüşmesi sırasında Mardin’de Daşilerin önceki Voyvoda Ahmed Ağa’nın başına getirdiklerini anlatmıştı. Bunun üzerine vali, bu çirkin saldırı içinde bulunan Daşilerin cezalandırılmasını istemiş ve emrine bir miktar da asker vererek Mardin’e göndermişti. Abdülkadir Ağa, Daşilerden alacağı intikamın hesabını yaparak altı ay boyunca gizleyerek fırsat kolladı. Daha sonra fırsatını bulup ovaya gitti. Bağdat Valisinin askerleri ile Milli aşireti lideri Ali Yusuf Ağanın adamlarını yanına alan voyvoda, Daşileri Düneysir’de sıkıştırarak bu aşirettten dokuz kişiyi öldürdü ve kesik başlarını vezire gönderdi. Öldürülen Daşiler şunlardı; eski Tüfekçibaşı Ali Kahyanın torunu Hacı Mustafa oğlu Halil, eski Tüfekçibaşı Ali Ağa’nın oğlu Yusuf, eski Tüfekçibaşı Hişman’ın torunu Hacı Mehmet Ağa’nın oğlu Ahmed ve kardeşi Süleyman ve oğlu Hacı Derviş… geri kalan diğerleri de bunların akraba ve yandaşlarıydı. Bu olayı duyan Daşiler korkup şehri terkederek kaçtılar ( Cumartesi 02 Eylül 1821).

Aynı yıl içinde İstanbul’da büyük bir fitne ortaya çıktı. Şöyle ki; Eflak-Boğdan Kralı; Rumları, Sultan Mahmud’a suikast yapması için emir

SAYFA 113

vermişti. Suikast hazırlığındaki Rumlar suçüstü yakalanınca Sultan Mahmut, yerli halktan herkesin silahlanıp memleketteki Rum halkından bu isyana karışanların öldürülmesini emretti (Mart 1821). Yine bu yıl içinde Farslar; Bağdat, Rum şehirleri ile Van’a saldırdılar. Bu saldırılarında başarısız olan Farslar pişman oldular. Farslar, Sultan Mahmut’tan özür dileyerek hediyeler gönderince iki taraf arasında barış sağlandı. Yine Tepedelan Ali Paşa isminde birisi de sultana karşı isyan hareketinde bulundu. Gönderilen vezirlerin bu kişiyi öldürmesiyle isyan bastırılmış oldu.

Yine bu yıl içinde Basra tarafından başlayan veba salgını birçok insanı öldürmüş ve ardından sırasıyla; Bağdat, İran, Kürt memleketleri, Musul, Mardin ve nihayet Halep, Hama ve Humus’a kadar yayıldı. Bu memleketlerde birçok insan veba salgınından öldü. Bir ay devam eden bu veba salgınından sadece Mardin’de bir anda beşyüz kadar insan öldü (Ağustos 1822).

Üç yıl Mardin’de voyvoda olan Abdülkadir Ağa, Nisan 1821’de göreve başlamış yine Mart 1824 te görevinden alınmıştır. Yerine eski voyvoda Bağdatlı Halil Efendi Mardin’e voyvoda olarak atandı. İlk icraatı aşiretleri barıştırmak oldu. Ardından şehirden kaçmış olan Daşileri geri getirerek bu aşiretten Fettah Bey’in oğlu Mahmut Bey’i Tüfekçibaşı, Mişkinilerden Şeyh Süleyman’ı da odabaşı yaptı. Surları tamir ettirmeye başlayan voyvoda, görev dağılımı yaparak surları belli bölümlere ayırıp tamiri için her bir bölümünü mahalledeki belli kişilere devretti (Miladi 1824).

Bu yeni voyvoda Mişkinlilerle Daşileri kendi kötü emellerine alet ederek insanları ve paraları avlamada kullanmaya başladı. Artık Mardin gah Mişkinilerin gah Daşilerin elinden zulümler görüyordu. Halil Efendi

SAYFA 114

merhameti bir kenara bırakmış zulmü ve haksızlığı tesis etmişti. Bu baskı ve zulme dayanamayan bazı şehir sakinleri göç etmeye başlamıştı. Bir kısmı da dışarıdaki bu zulme maruz kalmamak için hasta olduğunu ileri sürerek evden çıkmıyordu. Esnaf ise dükkanını kapatmayı yeğliyordu.

Vergi oranları arttırılmıştı; yük başına vergi almak yerine eşek, katır başına 10 Mısri atlardan 20 Mısri, deveden 40 Mısri tüccarlardan bir kat daha fazlasını, kumaş örenlerden ise top başına 10 Mısri alıyordu. Bu çirkin hareketi gittikçe tahammül edilemez bir hal almış, bilinmedik yeni vergi türlerini ortaya çıkarmıştı. Halkın sempatisini kazanmak için Şeyh Salih’in mezarının güney tarafında yer alan Ukbeyi inşa etti. Ancak şehir sakinleri yaptıklarından bıkmış usanmıştı. Nihayet halk bir gün isyan hareketini başlatmak üzere Babıssur Mahallesinde Akili askerlerini soydular ardından Bartaliye askerlerinin bazı komutanlarını da yakalayıp kendilerine rehin ettiler. Saldırı günü divan toplantılarının yapıldığı gün olan Salı’ya rastladığından; Arap, Akil, Hapt ve Bartalilerden oluşan üçyüz kadar asker ile Tüfekçibaşı Mahmut, Odabaşı Şeyh Süleyman, Kadı, Müftü ve doğal olarak voyvoda sarayda bulunuyordu. Bu saray eski voyvoda Abdülkadir Ağa tarafından inşa edilmişti. Bu bina saldırılara karşı koruması güçlendirilmiş gayet sağlam bir yapıya sahipti.


Kaledeki Bartali askerleri şehir sakinlerine karşı saldırıya geçmek istemiyorlardı. Çünkü isyancıların elinde rehin olarak bulunan bazı komutanları zarar görebilirdi. Voyvoda Halil Efendi yaptıkları rezil hareketten dolayı artık pişman olmuş ve barış için Kadıyı görevlendirmişti. Üç gün devam eden karşılıklı çarpışmalar sonucunda şehir halkından otuz, Voyvoda Halil Efendi taraftarlarından ise on kişi öldürülmüştü. Voyvoda Halil Efendi isyancılarla barışmak için Kadı Hindizade Mehmet Efendi’yi Ulu Cami’ye gönderdi. Halk barış talebini redederek kadıya kılıçlarını çekince kadı kaçmaya başladı. Ancak peşini bırakmayan halk Kadı Mehmet Efendi’yi takip ederek caminin altındaki evde sıkıştırıp feci bir şekilde öldürdüler. Artık Halil Efendi voyvodalık yapamayacağını anlamıştı. Başilli’nin oğlu Hıdır Neccar’ın aracılığıyla halktan güvence almak istedi. İsyancı halk isteklerini kabul edince hemen kaleye çıkıp valiye bir mektup yazdı. Yazdığı mektubun cevabını alınca hemen Bağdat’a döndü (Miladi 1824).

Halil Efendi, 1824 yılında göreve başlamış ve bir yıl sonra azledilmiştir. Daha sonra yerine dördüncü defa Mardin voyvodalığına Mehmet Sait Ağa getirildi. Ancak beşbuçuk ay sonra vefat etti (Ağustos 1825).

Yerine ikinci defa Mardin’e voyvoda olarak Hacı Hüseyin Ağa’nın oğlu Azapağası Davut Ağa atandı.

Yeni Voyvoda Davut Ağa Mardin’e doğru gelirken önce yol üzerindeki Goli köyünde konakladı ve şehirdeki ileri gelenleri buraya davet etti. Kendilerine zarar gelir düşüncesiyle davete icabet konusunda tartışmaya başladılar. Neticede Müftü Hacı Ahmed Efendi, Milli İsmail Ağa davete katılmayıp Ğurs köyüne kaçmayı yeğlerken, Daşiler ile Mehmet Necip Efendi gibiler ise davete icabet ederek Goli köyünde konaklayan voyvodaya itaate gittiler. Gelen kişilere güvence vererek liderlik ve güven sembolü olan elbiseleri giydirip Mardin’e gönderdi. Ancak gelenlerden biri olan Mişkinli Şeyh Süleyman’ı tutuklayarak bir bineğe bindirip Mardin’e getirerek hapse attı. Burada kendisine işkence yaptırarak 100 kese akçe aldıktan sonra asarak öldürdü. Halkın yararına bazı mali düzenlemeler de getirerek önceki voyvodanın koymuş olduğu vergileri kaldırdı. Ardından malların fiyatına da müdahale ederek aşağı çekti.

SAYFA 116

Suçluları kamçıyla cezalandıran voyvoda, feryad ettiklerinde sesleri duyulmasın diye davul zurna çaldırırdı. Birçok suçlu bu işkenceler neticesinde can vermişti. Bu şekilde üç ay kadar devam etti. Halk, korku ve endişe içindeydi. Bir ara şehir sakinleri kendi aralarında voyvodayı azlettirip öldürmeyi tartıştılarsa da sonra vazgeçtiler. Gün geçtikçe yaptıkları zulümden dolayı voyvodanın taraftarları azalmaya başladı.

Voyvoda, Daşilerin kendisine karşı suikast planlarının olduğunu öğrenince onları cezalandırmak istedi. Kendisine destek veren sadık dostlarından Mardin’de olmadığı bir günde Daşilere saldırmalarını istedi. Daşilerin kendilerine yaptıkları haksızlıklardan bıkmış usanmış olduklarından, bu isteğini kabul eden sırdaş dostları bu teklifi fırsat bilerek voyvodanın ovada olduğu bir günde saldırıya geçtiler.

Mardin ahalisinin saldırısı üzerine Daşiler iki gruba ayrıldı. Bir kısmı Fettah’ın Oğlu Mahmud’un köşküne sığınırken, diğer bir kısmı ise Halil’in Oğlu Ahmed’in köşküne sığındı. Kızgın Mardin ahalisi Mahmud’un köşküne saldırıp merdivenle çıkarak içeri girip Mahmud Bey’le kardeşini ve iki kişiyi oracıkta öldürdü. Kaçan iki kişiyi de kovalayıp sokakta yetişerek öldürdüler. Ardından Daşilerden iki kişiyi yakalayıp Voyvoda Davut Ağa’ya götürdüler. Voyvoda bu iki kişiyi de öldürüp kesik başlarını Bağdat’a gönderdi (Nisan 1826). 

Ahmed’in köşküne sığınmış olan Daşiler ise geceleyin bir fırsatını bulup karanlıktan yararlanarak kaçtılar. Bunun üzerine kızgın Mardin ahalisi kaçan Daşilerin evlerini yakıp yıkarak taşlarını götürdüler.

Yine bu yıl içinde yeniçeriler Sultan Mahmud’a karşı ayaklanmışlardı. Amaçları tahttan indirip oğlunu sultan yapmaktı. Bunun üzerine Sultan Mahmut-Allah’ın yardımıyla-üzerlerine giderek yeniçerilerden binlercesini öldürterek hiçbir yararları kalmayan bu birliği ortadan kaldırdı. Orhan Bey zamanından beri Yeniçeri Ocağı kesintisiz devam etmişti. Sultan Mahmut Yeniçeri Ocağı yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye’yi kurdu. Kendi divanından bunları azlettiği gibi memleketin dört bir tarafına ferman yazarak bu ocağı lağv etti.

Sultan Mahmut, İmam Muhammed Bin Hasan eş-Şeybani’nin Arapça dilinde yazdığı ve Saruhsi’nin şerh eklediği ve Sultan Selim döneminde Munip Efendi tarafından Türkçe’ye çevirdiği “Siyerü’l-Kebir” adlı kitabı Devlet-i Ali matbaasında bin adet bastırdı. Sultan Mahmut daha sonra bu kitabı memleketin çeşitli bölgelerine hediye olarak dağıtmıştır. Bu kitapta savaş ve cihadın ne kadar önemli olduğu, hangi amaç ve araçlarla yapıldığı anlatılmaktadır. Sultan’ın amacı insanları cihada ve itaate ikna etmekti.

Mardin idarecisi voyvoda Davut Ağa’nın yoldan çıkmış, sapkın insanlara karşı düşmanlığı devam etmektedir. Ona karşı Ömeri aşireti hariç, civardaki dağ ve ova aşiretleri birleşerek tehditle görevinden almak istediler. Ardından Mardin halkının ileri gelenlerine tehdit dolu mektup yazarak; Voyvoda Davut Ağa’nın Mardin idareciliğine layık olmadığını ve bu nedenle azledilmesi için harekete geçmelerini istediler. Bu tehditlere aldırmayan Mardin halkı kendilerini dinlemeyeceklerini idarecilerinin yanında sonuna kadar yer alacaklarını ve savaşa hazır olduklarını bildirdiler ve eklediler, “Savaşmak için siz gelmezseniz biz geliriz” dediler. Bunun üzerine kürtler ve diğer gruplar askerlerini toplayıp savaşa hazırlandılar. Bir araya gelen aşiretler ve reisleri şunlardı; Milli aşireti lideri Ali İbrahim, Sürgücü lideri Şemseddin, Aşti aşiretlerinin lideri azledilmiş olan Şeyh Tay, Dakkuri aşireti lideri, Kiki lideri, Ğurs lideri…

Bu aşiretleri Mardin idarecisi ve halkına karşı kışkırtıp savaşmalarını sağlamaya çalışan kişinin sabık İskanbaşı Timur Paşa’nın oğlu Eyüp Bey olduğu söylenir. Amacının ise; Mardin’de bu çatışmalarla kargaşa çıkartıp şehri istikrarsızlığa sürükleyerek huzursuz bir yere dönüştürüp yaşanmaz bir kent haline getirmekti. Böylece insanlar bu şehirden göç edecek ve kendi topraklarına yerleşmelerini sağlayacaktı. Bu durumda ise arazisi değerlenecek ve büyük rant elde edecekti. Ve sonunda aşiretler şehre saldırmaya başladılar. Mardin ahalisi genci yaşlısıyla bir araya gelip oklarla, mızraklarla, kılıçlarla bu saldırganlara karşı koydular. Önce Ğurs askerlerini dağıttılar. Ardından ellerindeki silah ve tüfeklerle diğer grupları da püskürtmeye başladılar. Bu çatışmada kürtlerden az sayıda kişi öldü. Aşiretler, başarıdan umutlarını kesince korkmaya başlayıp Amid Veziri Mehmet Emin Paşa’ya iltica etmek için Diyarbekir’e kaçtılar. Bir kısmı da Mehmet Emin Paşa’dan arabulucu olması için ricada bulundu. Bunun üzerine Emin Paşa adamını göndererek aşiretler ile Mardin halkını barışmaya razı etti. Bir-iki ay sonra görevinden alınan Mardin idarecisi Voyvoda Davut Ağa Bağdat’a gitti. Bir yıl dört ay idarecilik yapan Davut Ağa Ekim 1825’te göreve başlamış; Aralık 1826’de görevinden alınmıştır.

Davut Ağa’nın yerine önceki voyvoda Yunus Ağa’nın yeğeni Erbilli Mehmet Ağa Mardin idarecisi oldu. İyi bir yönetim siyasetini izlemeyen Mehmet Ağa’nın zamanında büyük kargaşalar ortaya çıktı. Bir takım Araplar, ovalardaki aşiretlere hücum ederek mallarını mülklerini talan etmeye başlamışlardı. Kiki tarafları, Şeyhan köyleri, Nusaybin merkezi ve civarını harabeye çevirdiler. Amuda, Harrin ve bazı Piran köyleri hariç Mardin çevresi harabeye dönmüştü. Aynı dönemde gıda sıkıntısı ortaya çıktı. Altı ay idarecilik yapan Mehmet Ağa Ocak 1827’de göreve gelmiş Temmuz 1827’de azledilmiştir.


Mehmet Ağa’nın yerine Mardin idareciliğine Gürcü Abdullah Ağa’yı atayan Bağdat Valisi Vezir Davut Paşa, kendisine harabeye dönmüş köyleri tamirat ve tadilatı ile saldırganların cezalandırması için bir miktar para ve Ali Paşa; Halep’te valiyken Bağdat’ı almak için görevlendirildiğinde yerine Halep valiliğine Mehmet Paşa’yı görevlendirmişti. Daha sonra İbrahim Paşa isyanını bastırması için sultan’ın tüm askerlerine komutanlık yapmıştı. Ancak Mehmet Paşa’nın askerleri çatışmada yenilmiş ikibin askerle Bağdat’a kaçmıştı. Ardından Kerkük’e şimdi ise Mardin’e emrindeki dörtbin askerle gelmişti.


Mehmet Paşa Mardin’e gelirken önce Aşti köylerinin olduğu bölgede konakladı. Aşti lideri Yusuf Halef kendisine isyan edince bulunduğu köyü kuşatarak kendisini ve kardeşini teslime zorlayana kadar topa tuttu. Ardından yakaladığı Yusuf Halef ve kardeşini İstanbul’a gönderip bu köyleri ortadan kaldırdı (Ekim 1834). Yoluna devam eden Mehmet Paşa, Harzem’de konakladı. Liderleri ikramda bulunarak itaat edince buradan da ayrılıp Sürgücü’ye giderek Tizyan’da konakladı. Sürgücü halkı ve liderleri Eyyüp Şemdin kendisine isyan edip kaçınca buraları yakıp yıktı ve Mardin önlerine geldi. Hacı Esat’tan kalenin teslim edilmesini isteyen Mehmet Paşa olumsuz cevap alınca kaleyi kuşatma altına aldı. Terhan kalesinde karanlık bir evi kendine karargah yaparak kuşatmayı yönetmeye başladı. Kuşatma kış mevsiminde yapıldığından kar yağışı ve soğuk kuşatmayla birlikte çekilmez bir hal almıştı. Mehmet Paşa’nın askerleri ısınmak için çevredeki ağaçları keserek yakacak olarak kullanıyordu. Mehmet Paşa kalenin iki kapısını da açtırmak için zorlamaya başlamıştı ki, idari bakımından Mardin’in Bağdat’tan alınarak eski sadrazam Mehmet Reşit Paşa’nın yönetiminde olan Diyarbekir’e bağlandığı müjdesi geldi (Ocak 1835). Bu haber üzerine İncebayraktaroğlu Mehmet Paşa kuşatmayı bırakarak Bağdat’a döndü.

Mehmet Reşit Paşa, Hacı Esat Bey’e şehri teslim etmesi için haber göndererek kolaylıkla Mardin’i ele geçirdi (Şubat 1835). Ancak yine de kuşatma dört ay sürdü.

...........

Kaynak:

Abdülselam Efendi Mardin Tarihi Kitabı

17 Haziran 2022 Cuma

18. Yüzyılda Mardinde Milli Hakimiyeti - DR. İBRAHİM ÖZCOŞAR

XVIII. YÜZYILDA MARDİN’DE MİLLİ HÂKİMİYETİ

1647 yılında Sincar aşiretlerinin isyan etmeleri ve yolları keserek etrafa saldırmaları üzerine Mardin idaresi Bağdat’a bağlanır. Fakat bu durum 1667’de tekrar eski haline döner ve Mardin, Diyarbakır’a tâbi kılınır. Mardin’in idaresinin Diyarbakır valiliğince yürütüldüğü bu dönemlerde Milli aşiretinin Mardin idaresinde söz sahibi olması ve hâkimliği ele almaya başlaması 1704 yılına tekabül eder. Bazı eserlerde 1707 yılında Milli aşiretinin Mardin’e yerleştirildiği belirtilir ve bu “eskiden beri oturdukları Mardin nahiyesine yerleştirildiler ki bulundukları Mardin köylerinin bir kısmı onlara aitti” ifadesiyle mühimme defterleri kaynak gösterilmek suretiyle ifade edilir. 1707 yılında Milli Mustafa Bey, bir yıl müddetince şehri idare eder. 1708 yılında yerine idareye Deli Halil Ağa adlı bir başkası atanır. Ayrıca bu yılda Mardin’de büyük bir veba olur ve çok insan hayatını kaybeder.

Milli Mustafa Bey 1710 ve 1711 tarihlerinde idareyi tekrar eline almıştır ve bu yıldan itibaren Yakuppaşazadeler ile Milli aşireti arasında süregelen hâkimlik mücadelesi gittikçe şiddetlenerek iki taraf arasında çarpışmalara varacak boyutlara ulaşır. Diyarbakır vilayetine bağlı bulunan ve konargöçer olarak yaşayan Milli aşireti, eşkıyalık ve talan suçlamasıyla 1711 yılında Rakka valiliğine gönderilen bir fermanla Rakka’da zorunlu iskâna tabi tutulur. Ancak Rakka valisinin azli üzerine Mardin voyvodalığını* ellerinde tutan Milli İsmailoğlu Haydar ve Mustafa, aşirete “iskândan ref olundukları”na dair bir mektup yazarlar ve bunun üzerine aşiret eski yerine döner. Ahmet Feyzullah MİLLİ, Mustafa Bey’in Mardin hâkimliği görevini icra ederken şehrin ileri gelenlerince Osmanlı sultanına şikâyet edildiğini ve kendisini tutuklamaya gelen görevlileri atlatarak İstanbul’a doğru yola koyulduğunu anlatır. MİLLİ, daha sonra Milli Mustafa Bey’in İstanbul’da padişahla görüştürülmek şöyle dursun hapse atıldığını, burada kaldığı süre içinde hapishaneyi onardığını ve bu icraatından dolayı padişah tarafından taltif edilerek kendisine Mardin hâkimliğine ek olarak Habur’a kadar kurulan tüm kıl çadırlardan “Bec” vergisini kendisi için toplaması işinin ve 360 köyün mülk olarak verilmesinin karalaştırıldığını belirttikten sonra, Mustafa Bey’in kendisine verilen fermanla Mardin’e döndüğü ve ilk olarak kendisinin azline sebep olan ve şikâyette bulunan muhaliflerini tek tek bertaraf ettiğine değinmektedir. Abdulgani Efendi, bu tarihlerde Mardin’in Bağdat’a bağlandığını, 1715’te bir başka Milli reisi olan Milli Ahmet Bey’in Mardin’e hâkim tayin edildiğini ve iki yıl bu görevi sürdürdüğünü eserinin aynı bölümünde belirtir.

1735 yılında Mardin idaresinin Bağdat’a bağlı bulunduğu görülür. Mardin hâkimliğine bu yıl getirilenlerden biri Milli Abdullah Bey’dir ve görev süresi sadece sekiz gündür.

1758, Mardin için çok zor geçen bir yıl olmuştur. Çünkü bu yıl büyük bir kıtlık yaşanmıştır. Abdülgani Efendi’ye göre halk “açlıktan çocuklarını, ölülerini yiyecek” duruma düşmüştür. 1764 yılında Milli Muharrem Bey’in, Mardin voyvodalığından azledilen Hasan Ağa’nın yerine göreve getirilen Ömer Ağa’nın görev yerine gelişine kadar geçecek zaman zarfında geçici olarak Mardin voyvodalığa vekâlet etmesine ve bu göreve Mardin mütesellimi olarak tayin olunduğuna dair bir şeriye sicili kaydına da rastlarız.

1764 yılında, 1780’de ve daha sonraki tarihlerde Mardin’in voyvodalarının merkezden tayin olundukları fakat bunların bazılarının buradaki halk ve aşiretlerle iyi geçinmedikleri kaynaklarda zikredilir. Bu idarecilerin azledilip yerlerine yenilerinin atandığı, bu iki tayin arasında Mardin’deki bazı kimselerin bunların yerine vekâleten idareyi ele aldıkları Nejat GÖYÜNÇ tarafından Mardin şeriye sicilleri kaynak gösterilerek belirtilmiştir. Aynı kaynaklara değinerek açıklamalarına devam eden yazar, bu yüzyıl ortalarında Milli aşireti ileri gelenlerinden bazılarının şehirde hayli nüfuz sahibi olduklarını, 1764’de Milli Muharrem Bey gibi voyvoda tayin olanlar bulunduğunu belirtir.

1771 yılında Mardin’de taun çıktığını ve binlerce kişinin bu vebadan hayatlarını kaybettiğini Abdulgani Efendi’den “bu yılda eliyazu billâh (Allah’a sığınırız) taun çıktı ve nice mamur evleri viran eyledi.” ifadeleriyle öğrenmekteyiz.

1777 yılı, Mardin’de idarenin Yevede Yusuf Ağa’da bulunduğu ve önemli bir karışıklığın da başlayacağı tarih olur. Müftü Ahmet Efendi 􀃹akir ile Milli İsa Bey arasında hâkimin huzurunda bir kavga olur. Olaydan sonra huzuru terk eden bu kimselerden Müftü Efendi evine giderken, Millilerden Abdullah, İsa, Hacı Fettah, Mehmet Necip, Haydar Beyler de Ulu Camii’ne giderek halkı ve kendi taraftarlarını buraya toplarlar. Çarşıyı kilitlerler. Müftünün öldürülmesini ya da sürülmesini sağlamak için birbiriyle sözleşirler. Müftünün durumu öğrenip firar etmesiyle geride kalan mal ve mülkünü gasp ederler. Fakat aynı yılın sonunda Mardin idaresi müftünün kayınpederi olan Hacı Abbas Ağa’ya verilir. Bağdat’tan görevi almaya gelen Hacı Abbas Ağa, Nusaybin civarındayken damadıyla yapılan bu kavganın elebaşları olarak tespit ettiği ve aralarında daha önce müftülüğe tayin ettiği Milli Abdullah Bey ile Hacı Fettah Bey ve Hüseyin Bey’in de bulunduğu aşiret ileri gelenlerini hapsettirir.

Bu tutuklamaların kendilerini de beklediğini anlayan İsa ve Mehmet Necip Beyler kaçarak hayatlarını kurtarırlar. Mardin’e yetişen Hacı Abbas Ağa damadının mallarını gasbetmekten sorumlu tuttuğu İbrahim Bey’i meydanda astırır. Bu olayları bize anlatan Abdulgani Efendi şöyle devam eder; “zamanlarda merkeziyet usulü yoktu. Her türlü icraat ve siyaset bir vali veya vekilinin istibdatkarane fikrine terkedilmişti. Bu sebepten nice canlar cahil bazı valilerin Haccacca’sına olan zulümlerine kurban gitmiştir. İbrahim Bey’in hayatı Şer’i kanuna ters olarak beter düşmanlık ve kızgınlıkla ortadan kaldırıldı.” Bu olaydan sonra müftünün yağmalanan malları toplanınca Sürgücü reisi Hüseyin Ağa, hapsedilen Milli beylerinin bırakılmasını tehditkâr bir mektupla Hacı Abbas Ağa’dan talep etti ve Gars ile Kîkî aşiretlerini yanına çekmeyi başardı. Fakat Hacı Abbas Ağa’nın 1500 kişilik silahlı bir kuvvet oluşturduğunu öğrenince, durumu o sıralarda sözü dinlenen bir idareci olan ve Viranşehir’de meskûn Milli aşireti reisi Timur Paşa’ya bildirip iki taraf arasında aracı olmasını istedi.

Burada yeri gelmişken Viranşehir’de yaşamış ve kaynaklarda “Zor Temir Paşa” olarak ta zikredilmiş olan Milli aşireti reisi Timur Paşa hakkında bilgi vermek gerekir. 1710 yılı sonunda Urmiye’den Viranşehir’e gelen Milli aşireti artık hem kışı hem de yazı burada geçirmeye başlar. Kısa sürede Osmanlı Devleti ile temasa geçen bu aşiret, etraftaki aşiretleri de yavaş yavaş kendi himayesine alır ve zamanla bölgenin tek hâkimi haline gelir. Fakat Arap şamar ve Tay aşiretleri ile girdikleri savaşları kaybedince, İstanbul’da Osmanlı hizmetinde bulunan Gazioğlu’nun torunu Timur Bey, Viranşehir’e dönerek aşiretin başına geçer. Arap aşiretlerine karşı 26 veya 29 aşiret bu dönemde Milli aşiretine bağlanırlar ki buna “tâbi aşiretler” denir. Bu gönüllü birlikteliğin en önemli sebebi şamar, Tay ve Anze aşiretlerinin çöllerden bölgeye kadar uzanan etkileridir. Bu aşiretler kimsesiz ve gözlerine kestirdikleri aşiret veya kabileleri talan ediyor bunun sonucunda sayısız insan hayatını Hacı Abbas Ağa, barış yapıldıktan sonra Hüseyin Ağa ve Gars ile Kîkî liderlerinin yanlarına gidip barış şartları gereği birkaç gün kalmıştır. Daha sonra geri dönünce ilk iş olarak esir ettiği reislerin idamını gerçekleştirmiştir. Bu durumdan, gelen şikâyet ve infialle haberdar olan Bağdat valisi, Hacı Abbas Ağa’yı azleder ve yerine sabık hâkim Yevende Yusuf Ağa’yı atayarak, beylerin ölümüne sebep olanlardan da intikam almasını tembihler. Bu haber Mardin’e ulaştığında Hacı Abbas Ağa’nın damadı Müftü Ahmet ve olaylara karışan birçok yandaşı kaçarak Kabala köyüne sığınırlar.

Sürgücü Hüseyin Ağa tarafından yakalanıp hapsedilen Hacı Abbas Ağa ise Hâkim Yusuf Ağa’nın Mardin’e gelmesiyle bırakılmış ve Bağdat’a valiye gönderilmiştir.

Mardin şehrine evvelce yeniçeri gönderildiği, fakat çoğunluğu Kürt olan bu Yeniçerilerin ahalice kabul edilmediğinden hükümet tarafından geri çekildiği fakat 1777’de bazı kimselerin tekrar gönderilmelerini talep etmeleri üzerine İstanbul’un bunu kabul edip Mardin’e yeniçeri gönderdiğini görüyoruz. Yeniçerilerin Mardin’e gelmeleriyle birlikte şarap içip kötülük yaptıklarını, gençlere sarkıntılık ettiklerini, İslam dininin aralarında değersiz olduğunu nihayet itaat dairesinden çıkarak 1779’da on beşinci hâkim Ali ve haznedarını öldürmeleri ile işlerin çığırından çıktığını ve hükümetin bunları Mardin’den çıkarmak zorunda kaldığını Abdulgani Efendi tarihinden öğreniyoruz.

1780 yılında Milli İsa Bey, yukarıda bahsi geçen yeniçerilerce katledilen Ali Ağa’nın yerine hâkim olarak atanmıştır. İki sene boyunca yürüttüğü bu vazifeden ahalinin şikâyeti ile 1783’te alınır.

1785’te tekrar bu göreve gelir. Bağdat’tan hâkim olarak dönüşünde Nusaybin’de durur. Kardeşi Necip Bey vasıtasıyla Ömerkân’dan, Dâşiler’den topladığı askeri, tarihçi Abdüsselam Efendi’nin tekke sahibi olan ve kadılık yapan babası Ömer Efendi’yi, bazen hâkimlerin yokluğunda onlara vekâlet eden Köprülüzade Mehmet Ağa’yı ve Uzun Ali Cevri’yi öldürmek için gönderir. Bahsi geçen üç kişi evleri ansızın basılarak öldürülür. Bu sırada Abdüsselam Efendi’nin annesi kendisine yüklüdür.

Şunu belirtmek gerekir ki bu dönemde şehir hâkimiyeti için girişilen mücadelelerin bir tarafında aşiretler dururken diğer tarafında müftü, kadı, vaiz gibi görevliler yer alır. İşte bu mücadelede bize gösterir ki Milli ailesi ile Mardin uleması arasındaki rekabet karşılıklı adam öldürme boyutuna vardırılmıştır.

Bu olayları müteakiben İsa Bey, 1786’ya kadar bir yıl müddetince hâkimliğe devam eder. Kendisinden sonra yerine iki hâkim daha geçer. İsa Bey, üçüncü kez 1788’de altı aylık süreyle tekrar göreve gelir. Bu gidişinden sonra dördüncü defa olmak üzere 1791’de bir daha göreve gelir. Bu yıl Bağdat valisi Süleyman Paşa, III. Selim’in emriyle Milli aşireti reisi Timur Bey’i cezalandırmak için Mardin’e gelmekle görevlendirilir. Buraya gelen Süleyman Paşa, Sürgücü reisi Hüseyin Ağa ve Garslı Hacı Hasan Ağa’yı idam eder. Dört ay kaldıktan sonra Bağdat’a döner ve Timurlenk zamanından beri harap olan şehir surlarının tamiri işini İsa Bey’e havale eder. 1792’de tamirata başlayan İsa Bey, bu işi 3 yılda bitirir. İsa Bey’e surun tamiratı görevinin verilmesinden sonra Süryani patriği İğnatiyos, kardeşi Metropolit Abdullahat ve Mardin metropoliti İlyas, Süleyman Paşa’ya giderek kiliselerin ve Deyrüzzaferan’ın tamirini isterler. Paşa bu kişilere ilgi gösterip isteklerini kabul eder. Bu zamandan kalma iki yazıt, Kırklar Kilise’si ve Deyrüzzaferan’da bulunmaktadır.

Mardin’den Bağdat’a dönüşü yolunda Süleyman Paşa 120 Yezidi’yi öldürür. Milli reisi Timur Bey, Süleyman Paşa karşısında tutunamayarak Sincar’a çekilir. Sincar, Milli aşireti için özel bir konuma sahip olmuştur. Nihayet İbrahim Paşa Milli’de 1909 yılında Osmanlı Devleti ve İttihat-Terakki yönetimine başkaldırıp yenilmiş ve Sincar’a kaçmak zorunda kalmıştır. Bu düşünceyi güçlendiren bir başka yazar Ziya GÖKALP’tir ve O, eserinde Milli İbrahim Paşa’nın mağlup olduktan sonra Yezidilere sığındığını ifade etmiştir. İsa Bey, 1793 senesinde vefat etmiş yerine kardeşi Necip Bey geçmiştir. Dört ay süren hükümeti, kendisine karşı ayaklananların Necip Bey’in taraftarı olan Milli aşireti reisini hükümet konağında öldürmeleriyle sona ermiş ve Necip Bey buradan kaçmak zorunda kalmıştır. Necip Bey’in kaçarak hayatını kurtarmasından sonra yerine tekrar Sarı Mehmet Ağa getirildiyse de bu kişi Mardin’e sokulmadı ve halkın isteği üzerine 1796’da azledilmiştir.

1796’da Mardin hâkimliğine tekrar Necip Bey getirilir. Bağdat’tan dönerken, eski hâkimlerin âdeti üzere Firdevs’e indiği sırada, azledilen eski hâkim Bağdatlı Ali Bey’in tüfekçibaşı* olarak atadığı şeyhizade Abdurrahim Ağa, Sürgücülü Fendi ve Savurlu Salih Bey kendilerine katılan bazı muhaliflerle Necip Bey’e karşı isyan ederler. Bu isyana karşısında hemen Nusaybin tarafına çekilen Necip Bey, durumu Bağdat valisine bildirir. Daha sonra derlediği askerlerle Sürgücüleri itaate alır.

Sürgücülü Fendi ve taraftarlarını öldürdükten sonra Mardin’e yürür. Mardin halkı şehir surlarından çıkmayıp, kırk gün boyunca direndiyse de yiyecekleri tükenince, başlarındaki musibete sebep olarak gördükleri Abdurrahim Ağa’dan yüz çevirip Necip Bey’den aman dilerler. Abdurrahim Ağa’nın teslimini şart koşan anlaşmayı kabul eden Mardinliler, böylece bu badireyi atlatmış oldular. Tutuklanan Abdurrahim Ağa, Bağdat’a gönderildi ve orada idam edildi. Bununla yetinmeyen Necip Bey, Dizdar Mahmut Ağa’yı, Ulu Camii hatibi Latifullah Efendi’yi, Pazarbaşı Hacı Ahmet Abrat gibi şehrin direnişinden sorumlu tuttuğu kişileri öldürdü. Şeyhizade Abdurrahim Ağa’nın evini yıkıp mallarına da el koyduktan sonra otoritesini tesis etmiş olan Necip Bey, 1797’de idareyi tamamen eline geçirmiştir. Bu seferki hükümeti dört yıl sürmüştür. Ayrıca bu dönemde 1798 yılında Mardin’de veba salgını yaşanmıştır. Necip Bey, 1800 yılında görevden azledilmiştir.

XIX. YÜZYILDA MARDİN’DE MİLLİ AŞİRETİ

1805 tarihinde Milli Sadık Bey b. İsa Bey, Mardin hâkimi olmuştur. Sadık Bey, hâkimlik görevini yürütürken Tüfekçibaşı Hacı Mustafa b. Ali Kâhya Dâşi ile Odabaşı Hüseyin Ağa Bey b. Selim’i öldürmek isteyince bu iki kişi duruma isyan etmişlerdir ve böylece büyük bir karışıklık başlamıştır. Ömerkân Kürtlerinden bir kısmı bu kişilerin yanında yer almışlardır. Sadık Bey, Dâşilerin Fıskiyye zümresinden olan Fettah Bey’i tüfekçibaşı, Ahmet Ağa’yı da odabaşı tayin etmiştir. Sadık Bey’in hayatına kastettiği diğer iki kişi ise Dâşilerin Haruniyye kısmındandırlar. Abdulgani Efendi eserinde Daşîlerden bahsederken, bunların aslen Botanlı olduklarını fakat buraya bir kıtlık sonrası gelip yerleştiklerini, zamanla hâkimlerle iyi münasebetler neticesinde tüfekçibaşı, odabaşı, bekçilik gibi askeri ve idari mevkileri ellerine geçirdiklerini belirtir ve ekler; “Öldürülmeye razıydılar fakat azillerine tahammül edemezlerdi”. Hacı Mustafa ve taraftarlarının Sadık Bey’den kaçmaları ve Fettah Bey’in göreve gelmesiyle alevlenen  bu iki zümrenin kavgası, 1806’da Sadık Bey’in hâkimlikten azledilmesiyle sona ermemiştir.

Fettah Bey ve taraftarları, kendilerine idarenin el değiştirdiği haberinin ulaştırılmasıyla şehri terk etmişlerse de Haruniyye fırkası buraya gelerek şehre girmek istemiş, Gars ağası buna izin vermeyince bunlar da şehri kuşatmışlardır. Durumun Bağdat’a bildirilmesinden sonra, 1807 tarihinde Bağdat’ın yeni valisi Süleyman Paşa Dâşilerin kesin surette şehre sokulmamaları ve devlet işlerinde görevlendirilmemeleri hakkında bir emir göndermiştir.

1813 yılında Mardin hâkimi olan Mehmet Sait Ağa ikinci defa idareye geldiğinde düşmanlarını bertaraf etmeye başladı. Mehmet Sait Ağa, Milli İsmail Bey ve kardeşi Boz Bey ile Bayraktar Ömer ve Hacı Ebu Zeydi’yi diğer üç arkadaşlarıyla birlikte katlettikten sonra kafalarını Bağdat’a gönderdi. Mehmet Sait Ağa bir iş için gittiği Koçhisar’da iken, Sürgücüler ve onlarla anlaşan Mazıdağı, Denbeliyye, Behrameki, Ömerkân Kürtleri 1815’te şehri kuşattı. Amacı Dâşileri şehirden çıkarmak olan bu kuşatma, hâkimin şehre gelmesi ve bu isteği yerine getirerek Dâşileri şehirden çıkarmasıyla son bulmamıştır. Haznedar Ali Ağa b. Bozo, Tüfekçibaşı Hıdır ve yandaşları hâkimi görevinden menetmişlerdir ki Mehmet Sait Ağa uğradığı bu felaketten kaçmak suretiyle canını

kurtarabilmiştir. Bağdat’a beş ay sonra sığınan hâkimin bu seferki hükmü üç yıl sürmüştür. Mehmet Sait Ağa’dan sonra yerine Yunus Ağa hâkim olmuştur. Bu hâkim Mardin’den Sürgücülerin çıkmasını istemiştir fakat bu isteği gerçekleşmediği gibi kışın başında hükümet te çalışamaz duruma gelmiştir. Bunun üzerine Yunus Ağa kaleye çıkarak Sürgücüleri topa tutmuştur ve Milli reisi Ali Ağa İbrahim ile Ömerkân ağası Halil’in yardımıyla Sürgücüleri Babu’l-cedid’ten (Yenikapı) çıkarmayı başarmıştır. Bunlar çıkarlarken Millilerle aralarında şiddetli bir çatışma yaşanmış, Millilerle Ömerkânlar arasında kalan Sürgücüler kendilerini Muhammedu’d-Dırar Camii’ne atmışlar ve canlarını kurtarmışlardır. Abdulgani Efendi eserinde bu çatışmalarda her iki taraftan da elli kişinin öldüğünü belirtir. Mişkinlilerin Sürgücülere yardıma gelmeleriyle Milliler ve Ömerkânlar camiden çekilmişlerdir. Böylece Sürgücüler şehri terk etmişlerdir. Sürgücü reisi Timur Ağa’nın aldığı yaralarla hayatını kaybetmesi üzerine Sürgücüler tekrar şehre saldırmış ve surları yıkmışlardır. Bu olaydan sonra Mardin hâkimi ve Dâşiler şehri terk ederek kaçmışlardır.

Mehmet Sait Ağa, 1817 yılında üçüncü defa şehre hâkim olarak atanmış ve Bağdat valisi bazı aşiretleri cezalandırması için ona bir miktar asker vererek şehre göndermiştir. şehre gelen Mehmet Sait Ağa, büyük küçük bütün ahaliyi itaate davet etmiştir. Bu davete Sürgücüler hariç herkes boyun eğmiştir. Sürgücüler kendilerine yardıma gelen Musul Kürt aşiretleriyle Uyûn, Berman, Tizyan köylerinde birleşmiştir ve o sırada Tizyan yakınlarında bulunan Mardin hâkimiyle, Ağustos 1818’de savaşa tutuşmuşlardır. Savaş sonunda yenilen Mehmet Sait Ağa ve askerleri toplarını, çadırlarını ve mühimmatlarını bırakarak kaçmışlardır. Abdulgani Efendi, hezimetin sebebi olarak Millilerin Kürtlere yardım etmesini gösterir. Mehmet Sait Ağa yenilgiden Milli aşireti reisi Ali Yusuf Ağa’yı sorumlu tutup, kendisini tutuklayarak Bağdat’a gönderirse de Ali Yusuf Ağa daha sonra affedilerek geri gönderilir.

1819’da Mardin hâkimi olan Ali Ağa, Milli aşireti reisi Ali Yusuf Ağa’yı reislikten azlederek yerine Ali İbrahim Ağa’yı iskânbaşı* olarak aşiretin başına atar. Ali Ağa, cezalandırmak istediği Ali Yusuf Ağa ile Koçhisar’da çatışmaya girişirse de tarafları barıştırmak isteyen bazı kimselerin araya girmesiyle, yeni tayin ettiği Ali İbrahim Ağa’yı da reislikten azleder ve yerine Ahmet Numan Ağa’yı getirerek Mardin’e döner. Ali İbrahim Ağa, Ahmet Numan Ağa’yı yakalayarak hapseder ve aşiretin riyasetini kendisi için tekrar ister. Buna mecbur kalan Mardin hâkimi, gönderdiği elbise ile idareyi tekrar ona verir. Sözünün ne kadar dinlendiği ve otoritesinin ne kadar kabul edildiği bir yana bu olay Mardin hâkiminin- merkezden verilen bir yetkiyle- aşiret üzerinde sahip olduğu etkiyi göstermesi açısından dikkate değerdir. Çünkü aşiretten olmayan bir devlet yetkilisi aşiret reisliğine de müdahale edebilmektedir.

1820 yılında Ali Ağa, daha önce tüfekçibaşı olarak atadığı Halil Ağa ile mücadele etmek zorunda kalır. Tüfekçibaşı Halil Ağa’nın Sürgücüleri ve Dâşileri Ali Ağa’nın üzerine saldırtmasıyla Ali Ağa kaleye çekilmek zorunda kalır. Yerine eski hâkim Hacı Hüseyin Ağa’nın oğlu Gars ağası Davut Ağa önce vekil sonrada asil olarak göreve gelir. Davut Ağa’nın ilk işi sabık tüfekçibaşı Kasım Deyri ve kardeşini, Dâşilerin ısrarı ile öldürmek olur. Ayrıca Milli reisi Ahmet Numan’ı da yedi kişiyle beraber katleder. Bu hareketi sonucu Davut Ağa görevinden azledilirek yerine sabık voyvoda Abdulkadir Ağa gönderilir. Bu hâkim, Bağdat valisinin emri üzerine kendisine hakaret eden Dâşilerden intikamını Milli reisi Ali Yusuf Ağa’nın yardımıyla alır. Fitneye sebep oldukları iddiasıyla Dâşilerin ileri gelenlerinden dokuz kişinin başlarını 1821’de Bağdat’a gönderir. Bu korkutucu hadiseden sonra Dâşiler, Mardin’i terk etmek zorunda kalır.

1823’ten sonra idareye gelen sabık voyvoda Bağdatlı Halil Ağa, kaçan Dâşileri geri getirtmiş, bir başka grup olan Mişkinliler ile ilişkilerini devam ettirdiyse de, iki grubu sürekli olarak birbiri karşısında kullanmıştır. Bunun sonucunda halk, hâkimin adaletten yoksun idaresinden kaçarak yerlerini terk etmiş, bir kısmı ise aşiretlere sığınmak zorunda kalmıştır. Halk bu zulümlere dayanamamış, bazı esnaflar ağır vergilerden ötürü dükkânlarını kapatmak zorunda kalmış ve nihayet hâkime başkaldırarak harbe başlamışlardır. Ahali Babu’s-Sur mahallesinde tuttukları Akili askerlerini soymuş ve Bartaliyye askerlerinin bazı ileri gelenlerini esir almıştır. Hâkim kaledeki sarayda taraftarlarıyla muhasara altına alınmıştır ki bu saray, divan toplantılarının da yapıldığı bir yer olup Milli Necip Bey tarafından gayet sağlam ve dayanaklı olarak inşa ettirilmiştir. Üç gün süren bu çarpışmalarda ahaliden otuz, askerlerden ise on kişi hayatını kaybetmiştir.

1825’te Gars aşireti reisi Davut Ağa, ikinci defa olarak hâkimliğe atanır. Davut Ağa çölde ve dağda meskûn olanları sindirir. Kimsenin ona güveni kalmaz ve Ömerkânlar dışındaki kabile ve halk, bu hâkimin aleyhine birleşir. Mardin halkından da şehri boşaltmalarını talep ederler. Mardinlilerin bu isteği kabul etmemesiyle, başını Milli reisi Ali İbrahim, Kîki Reisi, Gars Muhtarı, Tay aşireti Şeyhi, Dekkuri Ağası ve Sürgücülü Eyüp şemdin’in çektiği kalabalık bir aşiret kuvveti şehre saldırır. Olaylar büyür ve şehri kuşatanlardan çok sayıda insan ölür. Aşiretler durumu Diyarbakır valisi Ebu Lubud Mehmet Paşa’ya bildirirler. O’da araya girerek adamlarını göndermek suretiyle, Mardin hâkimi ve muhalif aşiretleri barıştırır. Bu olaydan iki ay sonra hâkim azledilir. Abdulgani Efendi bu olayları bir fitne olarak değerlendirir ve bu fitnenin sorumluluğunu Viranşehir Milli reisi Eyüp Bey b. Timur Paşa’ya yükler. O’na göre Eyüp Bey’in maksadı Mardin’in harap olması ve buradaki ahalinin evlerini Viranşehir’e kendi tarafına çekmek istemesidir. Bahsi geçen Eyüp Bey, Zor Timur Paşa’nın isyanından sonra aşiret reisliğine geçen İbrahim Bey’in oğludur. Çok cömert ve zengin olan Eyüp Bey bölgedeki aşiretler arasında “Üzengisi Altın Adam” (Eyyube Zengi Zerrin) olarak bilinirdi. Eyüp Bey, Rakka ve Diyarbakır valisi Deli Behram Paşa tarafından Milan topluluğunun reisliğine ve iskânbaşılığına getirilmiştir. Behram Paşa’nın Rakka valiliği sırasında Diyarbakır, Rakka’ya bağlanır.

Deli Behram Paşa, Diyarbakır valiliği görevini devralmaya gittiğinde Diyarbakır’daki bazı eşrafın direnmesi - ki başı Şeyhzade İbrahim Hafit Paşa’nın oğlu şeyhzade Mehmet Hafit çekmektedir - neticesinde Eyüp Bey, Behram Paşa’yı desteklemek için Millilerden oluşan bir süvari ordusuyla 1818 yılında Diyarbakır’a gelir. Behram Paşa, Milli aşiretine mensup Keleş Evdi sülalesindendir ve Eyüp Bey’in de kardeşidir. Eyüp Bey’in kardeşi Behram Paşa’nın idareyi devralmasında etkin bir görev üstlendiği anlaşılmaktadır. Bu yardımı kendisinin daha da güçlenmesine ve bölgede otoritesini tesis etmesine ortam hazırlar. Eyüp KIRAN, eserinde Eyüp Bey’in başına buyruk hareket edip bağımsızlaşma eğilimleri göstermesi üzerine, Osmanlı ordusunun üzerine gönderildiğini, daha sonra bölgedeki diğer aşiretlerin ve şehir beylerinin bölge valilerine şikâyeti neticesinde Diyarbakır Valisi Çötelizade İshak Paşa (1832–34) zamanında tutuklanıp Diyarbakır zindanına konduğunu ve burada öldüğünü belirtir. Abdulgani Efendi’nin Eyüp Bey’i fitne çıkaran biri olarak sunmasının sebebine gelince, Mardin halkının şehirdeki güven bunalımından kaynaklanan sorunlar neticesinde- 1823–25 yılları arasında aşiretlerle hâkimler arasında bitmek bilmeyen çatışmalar - çevredeki aşiretlere sığınmasının Eyüp Bey’e sığınmakla eş değerde olmasındandır. Çünkü bu dönemde, Eyüp Bey’in aşiretler üzerindeki etkisi ve kardeşi Behram Paşa’nın sahip olduğu nüfuz bunu doğrulamaktadır. Yani bölgede hâkimiyet kuran bu zat etki alanını Mardin’i kapsayacak şekilde genişletmiştir ve bunu yaparken “Mıli Kebir” olarak bilinen Mardin Millilerini de yanına almıştır.

1832 MARDİN İSYANI

1832–35 yılları arasında Mardin’de önemli bir başkaldırı hareketi ortaya çıkmıştır. Minorsky II. Mahmut’ un ıslahatlarından memnun olmayan Mardinlilerin 1832 yılında bir ayaklanma gerçekleştirdikleri ve bunun sonucunda şehrin idaresinin Kürt beylerinin eline geçtiği ve 1836 yılında Mardin’in iki kardeş tarafından idare edildiği” şeklinde değindiği olaylara N. GÖYÜNÇ de aynı bilgileri teyit etmek suretiyle eserinde değinmiştir. Abdulgani Efendi’nin eseri bu isyan hakkında oldukça geniş -fakat sadece siyasi olaylar bilgiler içermektedir. 1830 yılında Bağdat valisi Davut Paşa, Osmanlı Devleti’ne karşı isyan eder. Bu isyanı bastırmak için Halep valisi Ali Rıza Paşa yirmi bin askerle Bağdat üzerine sefere memur edilir.

Ali Rıza Paşa, Bağdat’ı iki ay kuşattıktan sonra 1831 Eylül’ünde şehri ele geçirir. Davut Paşa’nın kellesini İstanbul’a gönderir. Seferde büyük faydasını gördüğü Diyarbakırlı şeyhzade Osman Paşa’yı* Mir-i Miran rütbesiyle Mardin hâkimliğine atamıştır. Osman Paşa’nın hâkimliği sırasında Milli Hacı Esat Bey, Dâşilerden dört kişiyi kendi evinde öldürdü. Bu arada yedi ay sonra 1832’de Osman Paşa’nın yerine Menaminci Mehmet Ağa hâkimliğe getirildi. Bu hâkimle Milli Hacı Esat Bey arasındaki düşmanlık şiddetlendi ve Menaminci Mehmet Ağa, Hacı Esat Bey’in üzerine kaleden aşiretleri musallat ederek Hacı Esat Bey’i ve Millileri şehirden çıkarmaya çalıştı. Hacı Esat Bey, daha hızlı davranarak kaleyi ele geçirdi. 1833’teki bu olayın ardından kale iki yıl boyunca Hacı Esat Bey’in elinde kaldı. Menaminci Mehmet Ağa hâkimlikten azledildikten sonra yerine kaleyi geri alması şartıyla eski hâkim Erbilî Ahmet Ağa tekrar hâkim olarak gönderildi. Ahmet Ağa kaleyi ele geçirmek istemişse de buna teşebbüs etmekten korkmuştur. Ayrıca Hacı Esat Bey’in kız kardeşiyle de evlendiğinden bu işi yapabileceğine duyulan kuşkular artmış ve Bağdat valisi kaleyi ele geçirmek için buraya bizzat kendi kâhyası Molla Hüseyin’i göndermiştir. Molla Hüseyin, hâkim Ahmet Ağa’nın kendisine destek vermemesi sonucunda kaleyi alamadı ve Bağdat’a eli boş olarak döndü. Bunun üzerine Ahmet Ağa hâkimlikten Mayıs 1834 yılında azledildi.

Hacı Esat Bey, isyanında ısrarlı davranmaya devam ederken Bağdat valisi hile yoluna başvurarak Hacı Esat Bey’i hâkimliğe tayin etti ve takibine de Musul mutasarrıfı İnce Bayraktar Mehmet Paşa’yı dört bin askerle görevlendirdi. İştebliye köyüne gelerek burada çadır kuran Mehmet Paşa, askerlerinin ihtiyacını tedarik için İştebliye reisinden yiyecek istemiştir. İştebliye reisi bu isteği yerine getirmeyince Mehmet Paşa, köylerini yağmalatır ve bu kişiyi tutuklayarak İstanbul’a gönderir.

Mardin kalesi önüne gelen Paşa, kalenin teslimini ister fakat bu teklif kabul görmeyince burayı muhasara ederek kaleye iki lağım attırır. İlk lağımla şehrin girişindeki birinci kapıyı, ikinci lağımla da Ocak 1835’te ikinci kapıyı havaya uçurtur. Bu esnada kış çok çetin geçtiğinden, askerlerine şehrin etrafındaki ağaçları kestirir.

Mardin’de bunlar olurken şehrin idaresi Diyarbakır’a bağlanır valiliğe de eski sadrazam Reşit Paşa getirilir. Bunun üzerine Mehmet Paşa, Bağdat’a geri döner. Şubat 1835’te Reşit Paşa, Mardin hâkimliğini Hacı Esat Bey’e verir ve kaleyi Mart 1835’te elinden alır. Kalenin muhasarası dört ay sürmüştür. Mardin’in her tarafında asayişi yoluna koyan Reşit Paşa, Haziran 1835’te Hacı Esat Bey’i azleder ve Diyarbakır’a gönderir.

Ayrıca bu kuşatmayla ilgili olarak şu bilgide mevcuttur; “Doğu Anadolu’da ve Mardin’de düzeni sağlamakla görevlendirilen Reşit Paşa, Mardin’e geldikten sonra şehri kuşatmış ve büyük camiyi (Ulu Camii) havaya uçurduktan sonra olaylar yatışmıştır.” Hacı Esat Bey’in yerine hâkim olarak “Köse Paşa” diye bilinen Mehmet Bey gönderilir. Bu zatın ilk işi nüfus sayımı yapmak olmuştur. Bu işi bitirdiği zaman Eminuddin, Babu’l-cedid, Tekye, Ulu Cami, Şeyh Cabik, Şeyh Şeyhullah, Şehidiye, Kölesiyân, Latifiye, Medrese, Mişkin ve Necmeddin olmak üzere 13 mahalleden oluşan Mardin’de Müslümanlara ait 1816, Hıristiyanlara ait 1809 ve Yahudilere ait 18 evin bulunduğu ve toplamda Mardin şehir merkezindeki evlerin sayısının 3643 olduğu görülmektedir. Erkek olarak Müslümanların 2943, Nasranîlerin 3190, Yahudilerin 50 kişiden ibaret olup toplamda erkek nüfusunun 6183 olduğu görülmüştür. Bundan sonra sayımın asıl amacı olan asker alımına geçilmiştir ki Haziran ayında 2000 kişi askere alınmıştır. Yüzlerce insan bu esnada mallarını satarak ailelerine bırakmış ve kaçmışlardır.

1832 Mardin isyanın kimler tarafından çıkarıldığı konusunda Abdulgani Efendi’nin verdiği bilgilere dayanarak diyebiliriz ki bu isyanı çıkaranlar Milli aşiretinin Mardin kolu olan Mıli Kebir reislerinden Hacı Esat Bey’dir. Yukarıda Minorsky’nin bahsettiği isyanı çıkaran ve şehri idare eden “iki kardeş”ten biri olan ve adı Minorsky tarafından belirtilmeyen diğer kişi ise Kor Ali Bey’dir ki bu kişi Hacı Esat Bey’in hâkimlikten alınması sonrasında Bulgaristan’a sürülmüştür ve daha sonra burada da bir isyana karışmıştır. Ayrıca bu sürgüne gönderilmeden önce Ali Bey’in Mardin civarında başka isyanlara karıştığını da görmekteyiz. Bunu kanıtlayan en önemli bilgi Mardin şeriye sicillerinde karşımıza çıkmaktadır. Bu kayıtlarda Ali Bey Mardin hükümeti tarafından 1835 yılından 1842 yılına kadar üç defa ihanetle suçlanmaktadır. Nihayet 1842 yılında İmadiye kalesinin idaresini elinde tutarken isyana giriştiği ve Asakir-i Mansure’nin kaleyi kuşatmasıyla sunulan teslim teklifini kabul etmediği fakat savaşı kaybedince Asakir-i Mansure kumandanı Musatafa Bey ve hazinedar Süleyman Ağa’dan aman dilediği ve buradan kaçtığı anlaşılmaktadır. Böylece aynı aileden olan ve torunu sayılan A. Feyzullah Milli’nin Bulgaristan’a gönderildiğine dair verdiği bilginin bu olaylardan çok sonra gerçekleştiği düşünülebilir.

İsyanın çıkış nedenleri ile ilgili olarak ise şunu söyleyebiliriz ki; Abdülgani Efendi’nin yukarıda Hacı Esat Bey’den sonra gelen hâkimin ilk iş olarak nüfus sayımını gerçekleştirdiği ve hemen asker alımına geçtiğine dair verdiği bilgiler tarihsel bağlamda değerlendirilirse Millilerin II. Mahmut’un yeniliklerine karşı ayaklandığı kabul edilebilir. Çünkü Osmanlı Devleti’nde bu tarih, ordunun yeniden düzenlendiği, yeniçeri ocağının kaldırıldığı ve askere en çok ihtiyaç duyulduğu yıllardır. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin Mısır valisiyle başı hayli derttedir. Milli aşiretinin önde gelenlerinin bu yenilikleri kabul edip, aşiretin tüm erkeklerini askere vermesi kendi otoritesini kurmasını sağlayan erkek sayısındaki yüksekliğin gücüde belirlediği gerçeğiyle ters düşeceğinden bunu kabul etmeye yanaşmadıkları ve buna karşı direndikleri düşünülebilir. Yeni idari sistemin kendilerini tamamen tasfiye edeceğinden Milli aşireti ve isyanı destekleyen diğer aşiretler, yeniliklere karşı cephe almış ve ıslahatların karşısında isyan etmişlerdir denebilir.

Mardin Tarihi İhtisas Kütüphanesi 

Yayın No: 6

 Proje Koordinatörü: İbrahim Özcoşar 

Basım Adedi:1000 

Basım Yeri ve Tarihi: İstanbul 

Temmuz-2006 ISBN: 975-585-622-6 

Yayınevinin Adı Adresi ve 

Web Sitesi: Bu kitabın telif hakları Mardin Tarihi İhtisas Kütüphanesi Projesine aittir. 

Kaynak:

9 Haziran 2022 Perşembe

SÜRGÜCÜ COĞRAFİK YER ADLARI İNDEKSİ (294)

SÜRGÜCÜ COĞRAFİK YER ADLARI İNDEKSİ (294)

Bir coğrafyayı, bir bölgeyi sevmek o bölgenin yer isimlerini bilmek ve tanımakla mümkündür. Çünkü geçmişte o  cografik bölgede yaşanmış olayları anlamak ve hafızada yer edinmesini sağlamak ancak yer isimlerini bilince daha kolay olur. Sürgücü'yü benim için özel kılan ve gönlümde yer edinmesini sağlayan temel faktör orayı en iyi şekilde yer adlarıyla beraber tanımamdan ileri gelmektedir. Sürgücü den 36 yıldır uzak kalmama rağmen Sürgücü coğrafyasının yer isimlerinin çoğunluğunu aklımda tutuyorum. (Yılda bir kaç gün kalmaya çalışıyorum) 

Sürgücü de her bölgenin ve yerin benim için ayrı bir anlam ve önemi ve geçmişte yaşadığım ayrı ayrı bir hatırası vardır. Çünkü başta rahmetli babam, dedem, amcam, annem, teyzem, nenem ve burada isimlerini saymadığım vefat etmiş tanıdığım binlerce köylümüzün hatıraları onlar şu anda yaşamıyor olsalar bile o coğrafik bölgelerde anılarının izleri halen tazeliğini koruyor. 

Hatırlayabildiğim Sürgücü Coğrafyasına ait toplam 294 coğrafik yer adlarını sizler için alfabetik sıraya göre derleyip yazdım. Unutmuş olduğum yerler varsa bize katkı sunmak amacıyla yorum kısmına yazabilirsiniz. MNA

  SÜRGÜCÜ COĞRAFİK YER ADLARI İNDEKSİ (294)

1.                  Anya Mirê

2.                  Aşê Heznîyê

3.                  Aşê Îso

4.                  Aşê Osman

5.                  Axkoliké

6.                  Ba Petrolê

7.                  Bêndera Coxîn

8.                  Bêndera Silêman Axa

9.                  Benê Pîrikê

10.               Benna

11.               Ber Mezel

12.               Berê Dîbê

13.               Berê Guhera

14.               Berê Kelê

15.               Berê Qilyata

16.               Berê Tehtika

17.               Bêrma Gulê

18.               Berme benkê

19.               Berme Golo

20.               Berme Huye

21.               Bermikê Elîyê Mele

22.               Beroşkê Osmanağa

23.               Beroşkê Şemo

24.               Beroşkê Xidir

25.               Berreşé

26.               Bersorké

27.               Bestê

28.               Bexçe

29.               Beyarê

30.               Bin Otirmê

31.               Binê Elîkê

32.               Binya Gund

33.               Binya Pirê

34.               Binya Xistexané

35.               Bîra Çalikê

36.               Bîra Hîto

37.               Bîra Mîra

38.               Bîra Odebaşî

39.               Bîra Qasim

40.               Borê Tajîya

41.               Ciha Aş

42.               Ciha Heblané

43.               Cîyarê Elî Hemza

44.               Ciyarê Hemyê

45.               Ciyarê Kevirê

46.               Çâjorî

47.               Çîçemkê

48.               Çirava Tûwa Hemyê

49.               Çiravê

50.               Daré Tehtika

51.               Darika Çem

52.               Darika Hecî Ahmedê

53.               Darikê

54.               Derê Qesîlê

55.               Derê Şikefta

56.               Deştelê

57.               Dîban

58.               Dirîka Şîn

59.               Erdê Mala Ağê

60.               Erdè Mele Emer

61.               Êtuna Mala Hecî Feteh

62.               Gakovîyê

63.               Gêrê

64.               Girê Şêra

65.               Gola Ahmiko

66.               Gola Bûkê

67.               Gola Hecî Cemîl

68.               Gola Hecî Sêlim

69.               Gola İsayé Meyremé

70.               Gola Kanîyê

71.               Gola Mala Birêxanê

72.               Gola Mihê /Gola Dawê

73.               Gola Mihemedé Rihé

74.               Gola Osmanê Heso

75.               Gola Şêx Yasîn

76.               Gola Taewé

77.               Gola Tano

78.               Gola Welo

79.               Gola Zêdo

80.               Guhera Bamîya

81.               Guhera Çelenk

82.               Guhera Ebas

83.               Guhera Elîyê Mamo

84.               Guhera Hendé

85.               Guhera Şêxo

86.               Haydikê Ma

87.               Heblanê

88.               Hemamê

89.               Hevşîyê Mirîşkê

90.               Hewşa Qesrê

91.               Hola Şahna

92.               Kanya Azîz Axa

93.               Kanya Eskera

94.               Kanya Evcelîl

95.               Kanya Ezîm

96.               Kanya Feqîra

97.               Kanya Heci Cemil

98.               Kanya Jinan

99.               Kanya Jorî

100.           Kanya Mala Axé

101.           Kanya Mêra

102.           Kanya Mihela Jêrî

103.           Kanya Misté Heci Xelil

104.           Kanya Muxta

105.           Kanya Nû

106.           Kanya Xellê

107.           Kelemé Kuxuka

108.           Kelemê Noka

109.           Keloşka Naletê

110.           Kevir Bira

111.           Kevra Kasê

112.           Kevra Simaqa

113.           Kevrê Kul

114.           Kotel

115.           Kozê

116.           Kuça Behedê

117.           Kuça Bexçe

118.           Kuça Bixura

119.           Kuça Hecî Tirho

120.           Kuça Hisê Reso

121.           Kuça Malo

122.           Kuça Mistê Hecî Xelîl

123.           Kuça Teng

124.           Kuça Tîra Navberê

125.           Kula Pısiké

126.           Mahsera Mala Axé

127.           Mehsera Elîyê Emo

128.           Mehsera Osikê Remo

129.           Mêrgeha Aş

130.           Mêrgeha Hecî Cemîl

131.           Mêrgeha Îso

132.           Mêrgeha Mala Birêxanê

133.           Mêrgeha Mala Mûaz

134.           Mêrgeha Mala Şêxa

135.           Meydana Binya Gund

136.           Meydana Deré Qesilé

137.           Meydana Kaniyé

138.           Meydana Keleşo

139.           Meydana Keleşo

140.           Mêze Sorê

141.           Mezelê Fila

142.           Nav Kevira

143.           Nav Mezel

144.           Navrasta Hecî Sêlim

145.           Neqeba Cîyarê Hemyê

146.           Neqeba Ciyarê Kevirê

147.           Neqeba Dûderê

148.           Neqeba Pêlkê Hepsa

149.           Neqeba Şêx Ahmet

150.           Neqeba Teng

151.           Newala Barman

152.           Newala Cûvê

153.           Newala Êtunê

154.           Newala Petêxa

155.           Newala Pîrabokê

156.           Newalê

157.           Pehnavê

158.           Pêlkê Hepsa

159.           Perê Mezel

160.           Pîkê Defê

161.           Pîkê Embarê

162.           Pîkê Mêrûwa

163.           Pîlê Îs

164.           Pişt Qereqolê

165.           Pişta Mezel

166.           Pîyê Hinarê

167.           Qesra Çem

168.           Qoperatîfê

169.           Rasta Kanîyê

170.           Rêka Gewra

171.           Repnê Şêrînkê

172.           Réya Anya Miré

173.           Réya Baqustan

174.           Réya Beré Guhera

175.           Réya Beré Kelé

176.           Réya Beré Tehtika

177.           Réya Beyaré

178.           Réya Bısmıl

179.           Réya Biné Eliké

180.           Réya Cıllin

181.           Réya Cırzé

182.           Réya Ciyaré Keviré

183.           Réya Çiçemké

184.           Réya Dengıza

185.           Réya Deré Qesilé

186.           Réya Deştelé

187.           Réya Dirika Şin

188.           Réya Duderé

189.           Réya Géré

190.           Réya Gola Buké

191.           Réya Heblané

192.           Réya Hemamé

193.           Réya Kanya Feqira

194.           Réya Kanya jinan

195.           Réya Kanya Méra

196.           Réya Kanya Muxta

197.           Réya Kanya Xellé

198.           Réya Kevra Simaqa

199.           Réya Kuzérib

200.           Réya Méze Soré

201.           Réya Newala Barman

202.           Réya Newala étuné

203.           Réya Pélké Hepsa

204.           Réya Qesra Çem

205.           Réya Qoperatifé

206.           Réya Repné Şérinké

207.           Réya Saricé

208.           Réya Seré Giriké

209.           Réya Serté Kurika

210.           Réya Sikra Taewé

211.           Réya Stewraniyé

212.           Réya Stewré

213.           Réya Şewla

214.           Réya Şéx Ahmet

215.           Réya Taewé

216.           Réya Tehtqelaçké

217.          Réya Tirka

218.           Rêya Tûrika

219.           Réya Xerabé Déré

220.           Rezé Bené Pirıké

221.           Rezê Mala Axê

222.           Rizga

223.           Sarica Heci Şéxmusé Hedo

224.           Sarica Ömer Axa

225.           Sarîcê

226.           Seleba Kaniyé

227.           Sêndera Hirçê

228.           Ser ferşê limêjê

229.           Ser Pirê

230.           Serê Girikê

231.           Serê Mezel

232.           Serê Reza

233.           Serê Riya Sipî

234.           Sertê Kûrika

235.           Sikra Cillîn

236.           Sikra Gola Bukê

237.           Sikra Taewê

238.           Stewranîyê

239.           Sukuré Mala Reso

240.           Şello

241.           Şewla

242.           Şeyla

243.           Şıkefta Sêberê

244.           Şıkefta Zîya

245.           Şikeft Reşê

246.           Şikefta Avzê

247.           Şikefta Başîqa

248.           Şikefta Bênderê

249.           Şikefta Cuvê

250.           Şikefta Dûderê

251.           Şikefta Kilsê

252.          Şikefta mala Şêxa

253.           Şikefta Mala Usika

254.           Şikefta Osmanê

255.           Şikefta Pîrê

256.           Şikefta Şahîn

257.           Şikefta Şero

258.           Şikefta Xanê

259.           Şkefta Mala Şéxa

260.           Şûjikê Abo

261.           Tayê Rast

262.           Teewê

263.           Teht qelaçkê

264.           Tehta Bikul

265.           Tehta Fila

266.           Tehta Heriftî

267.           Tehta Hesenê Alîya

268.           Tehta Kuncîya

269.           Tehta Mêşê

270.           Tehta Nebîka

271.           Tehta Şikestî

272.           Tehtikê Payêkıri

273.           Tehtkê Elîyê Emo

274.           Tehtkê Usê Şêxo

275.           Tehtkê Welo

276.           Tırba Romi

277.           Tirba Qerê

278.           Tirba Şeref

279.           Topê Dara

280.           Warê Gêla

281.           Warê Zelxê

282.           Xanoşka

283.           Xellê Omera

284.           Xerabê Dêrê

285.           Xerabê Zêrê

286.           Xindeqê

287.           Xirbê Cûvê

288.           Zincika

289.           Ziravikê

290.           Zîyareta Çem

291.           Zîyareta Derê Qesîlê

292.           Zîyareta Şêx Ahmet

293.           Zîyareta Şêx Çolî

294.           Zîyaretê

2 Mayıs 2022 Pazartesi

KRONOLOJİK SIRAYA GÖRE SÜRGÜCÜ TARİHİ - MNA


  • 1518 - 1564 Sürgücü aşiretine bağlı olan köyler şunlardır: Zavgana, Şatıh, Bermân, Şor (Şorlu), Eydo, Berdinç, Melik, Abin, Kızıl Mescid, Şafistan, Bağistan, Tizyân, Ayan, Oruç Bey, Deyr-i Duk, Pare, Bafava, Harab Reş, Ahmed, ve Mağaradelen.
  • 1777 Mardin hakimi Abbas Ağanın Sürgücü lideri Hüseyin Ağa Tarafından yakalanıp hapsedilmesi.
  • 1791 Hasan Ağa oğlu Hüseyin Ağa'nın Mardinde idam edilmesi.
  • 1795 1796 Sürgücülulerin Mardin Hakimiyeti 
  • 1796 Fendi Ağanın savaşta ölümü 
  • 1813 Sürücülülerin Mardine Saldırısı sonucu Daşi aşireti mensuplarının Mardini terketmesi ve Mardin hakimi Mustafa Ağanın Bağdata kaçarak vezire sığınması 
  • 1815 Mardinin Sürgücülüler tarafından kuşatılması.
  • 1816 Mardin Hakimi Mehmet Sait Ağanın Sürgücü liderleri Fendi Ağa, Teymur Ağa ve Mustafa Şemdini 3 gün ağırlayarak onlara tuzak kurması ve Sürgücü liderlerini bunun farkına varması ve Mardin şehrini ele geçirmesi.
  • 1816 Timur Ağanın öldürülmesi 
  • 21 Agustos 1818 Tızyan Savaşı, Sürgücülülerin Tizyanda 10.000 kişilik Mehmet Sait Ağa ordusunu yenmesi.
  • 1819 Sürügücü lideri Mustafa Semseddin ağa nın  Mardini Kuşatması 
  • 1819 Omeriyan Aşireti ile Sürgücü Aşireti arasında Kabala Köyünde barış sağlanması.
  • 1820 Sürgücülülerin Mardin Hakimi Ali Ağaya saldırması.
  • 1825 Sürgücülü Eyüp Şemdin Ağanın Mardin Kuşatması.
  • 1860 Mustafa Oğlu Şemdin (Sürgücü Kazası eski Müdürü)
  • 1861 İsa Ağa oğlu Ahmet ve Fendi Ağa oğlu Süleyman 'ın Mardin mahkemesindeki davada şahit olması.
  • 1877 Hacı Ahmet Ağa'nın doğumu.
  • 1922 Hacı Ahmet Ağa'nın Mardinde bir suikast sonucu vefatı.
  • 1923 Hacı Seyfeddin AYAZ ın babasının sürgün edildiği Kırkdirek köyünde doğumu.
  • 1969 Sürgücülü Hacı Ahmet Ağa'nın birinci eşi Şerife hanımdan büyük oğlu KAMİL ŞEMİN 'in 16 Mart 1969 da vefatı.
  • 1971 Sürgücülü Hacı Ahmet Ağa'nın birinci eşi Şerife hanımdan ikinci oğlu ABDULKADİR ŞEMİN 'in 13 Mart 1971 de vefatı.
  • 2004 Hacı Seyfeddin AYAZın 29 Haziran 2004 te vefatı.
  Hazırlayan: MNA

1 Mayıs 2022 Pazar

İletişim

Sahibi:

MNA

E-MAİL

surgucum@hotmail.com

SOSYAL MEDYA:

YOUTUBE

https://www.youtube.com/surgucum

FACEBOOK

https://www.facebook.com/surgucum

İNSTEGRAM

https://www.instagram.com/surgucum